Nazım Beratlı

Tarihin ilk lesbien’i…





Eski Yunan edebiyatının en çok eleştirilen şairi, bir kadındır: Sapho…

Şiirlerinin büyük çoğunluğu kaybolmuş olan Safo, soylu bir aileden, Midilli Adası’nda dünyaya gelmiş. Adanın diktatörü Pittakos’a karşı çıktığı için, Sicilya’ya göç ederek, bir süre orada yaşamış.

MÖ 7. y.y.’da yaşamış olan Sapho’nun dili, o zaman Ege adalarında konuşulan, “Eolya” şivesi olup, Silanyon adlı bir mimar tarafından yapılıp, Siraküza’da durmakta olan heykeli, MÖ 3. yy’da, Roma’ya getirilmişti. Heykeli Roma’ya getirmiş olan vali, onu kendi yatak odasına koymuştu.

Sapho’nun dokuz tane kitabı vardı. Bugün hemen hepsi kaybolmuş olan bu kitaplarındaki şiirlerinde, ozanın konusu, genellikle aşk olup, sonradan kendi adı ile anılan, kendine has, “saffik” diye bir vezinle ve epik tarzda yazdığı eserlerinin çoğunda, büyük bir açık sözlülükle, “Kıbrıslı” diye andığı Afrodit’e duyduğu aşkı anlatmaktaydı.

Midilli’ye döndüğünde, bir Afrodit rahibesi olarak ortaya çıktığı ve etrafına topladığı genç kız ve kadınlara, müzik ve raks dersleri verdiği bir okul kurdu. Güzelliği dillere destan olacak kadar parlak olan Sapho, aynı zamanda, Platon dahil bütün antik düşünürleri de etkilemiş bir sanatçıydı. Kendi öğrencilerinin okuldan mezun oldukları dönemde, onlar için düzenlediği ve eşcinsel ilişkilerin kutsandığı ileri sürülen törenlerden kalma aşağıdaki parça, kendisinindir:

“… hiç yalansız, ölsem daha iyiydi. Ayrılırken, hıçkıra hıçkıra, bana şunları söyledi:

‘Ah, Sapho, ne üzücü şey bizler için. İnan olsun, senden istemeye istemeye ayrılıyorum.’

Ona, şöyle cevap verdim:

‘ Güle güle git… Beni hatırından, çıkarma. Biliyorsun sana nasıl baktığımızı. Bilmiyorsan, sana hatırlatmak isterim. Ne neşeli, ne güzel günler geçirdiğimizin, farkında değilsin. Güllerden, menekşelerden yapılmış birçok çelenklerle, saçlarını süsledin. Kır çiçeklerinden yapılmış dizileri, yumuşak gerdanına doladın. Güzel kokulu yağlar süründün. Yumuşak minderlere uzanıp, dinlendin…’”

Efsaneye göre, Sapho bir de erkeğe aşık olmuştur: Faon adındaki bir delikanlı… Ne var ki ondan yüz bulmaz ve kayalıklar üzerinde ona, liri eşliğinde aşk şiirleri okur. Sesi, bütün “Hellas”a yayılır. Eski bir antolojide şu satırlara rastlanır:

“ Ey garip, bu Eolyalı’nın önünden geçerken, içini hazin hazin çekme! Bu mezar taşını, beni sevenler dikmiştir. Bir gün, bu mezar taşı ve mezar da kalmayacaktır. Fakat şunu bil ki: Sapho’nun lirik adının anılmadığı bir gün geçmeyecektir.”

Şairin, gerek okuluna topladığı genç kız ve kadınlar; gerekse de Afrodit ile kadınlar arası eşcinsel ilişki yaşadığı düşüncesi, sanatsal değerine karşı yürütülen çekememezlik kampanyasının, başlıca ögesi olur. Kendisi, bu konu hakkında konuşmamayı yeğler. Ne var ki kadınlararası eşcinsellik ondan ve doğduğu Midilli (Lesbos) Adası’ndan dolayı, bugün bile Lesbienlik diye bilinir. Aslında, kendisinin lesbien olup olmadığını araştıranlar için, şiirinden başka bir kanıt, yoktur. Ama Afrodit’e hitap ettiği şiirlerinde, ona duyduğu aşk, tutku ve bağlılığı da hiç saklamaz:

“Altın tahtlı, ölümsüz Afrodit.

Ey Zeus’un oyunbaz kızı,

Yalvarırım sana!

Utanç ve acılarla

Ey, ulu, kırma benim gururumu…”

İlk lezbiyen Sapho idiyseydi; partnerinin de bizim Afrodit olduğu, su götürmez.

“Bu adada ne vardı ki?” diye hiç yerinmeyin…

Tarih adamızda yatıyor…

Tarihin ilk lesbien’i…

Yorumlar kapalı.