Nazım Beratlı

Köylü isyanı ve Kral Aleksi…





Bizim Lefke’nin bu adla tarihte kayıtlı olduğu ilk olay, bir isyandır. 1425’te adanın o zamanki hakimi Lüzinyanlar ile Mısır’daki Memlük yönetimi arasında bazı sorunlar yaşanır. Bunun üzerine adaya çıkan bir Memlük ordusu, Köfünye yakınlarındaki Hirokitya’da Lüzinyan ordusunu perişan eder, kralı da esir alarak adadan çekilir. Bu durum sonucunda gerek merkezi otoritenin ortadan kalkmış olması, gerek Mısır ordusunun yaptığı yağmanın ada halkını çok fakir düşürmüş olması ve gerekse de halkın bu fakr-ü zaruret haline hiç aldırmayan asillerin, kralı kurtarmak için Mısır’a verilecek fidye amacıyla halka yeni vergiler salmaları; bir isyanın çıkmasına yol açar. Bu isyanın en önemli merkezleri arasında, Lefke de vardır. Zamanın ünlü kronik yazarı Maharias’a göre, olay şöyle gelişir:

1426 sonbaharında, Memlük ordusu adayı yağmaladıktan sonra, kralı da esir alarak, Kıbrıs’tan çekilir. Zaten çok zor koşullar altında yaşayan Kıbrıslılar, savaşın ve yağmanın da etkisi ile sefil bir duruma düşerler. Memlük ordusunun kralı da alıp gitmesi ile Lüzinyan otoritesinin ortadan kalkmış olması, bir takım paralı askerlerin, bu durumdan yararlanmaya kalkmasına neden olur. Onlara köylüler de katılırlar ve büyük bir isyan başlar.

Sforza adında birisi, arkasına adadaki İspanyol askerleri de alarak, Baf’ta isyan eder ve yağmacılığa başlar. Bunu fırsat bilen köylüler de hemen ayaklanırlar. Lefke, Limasol, Omorfo ile Peristerona ve Orini bölgelerinde birer isyan merkezi kurulur. Lefkonuk’da eskiden saray ahırlarında çalışan bir köle, ” Kral Aleksi” adıyla, tahta çıkarılır ve burası, isyanın genel karargahı haline getirilir. Halk, Kral Aleksi’nin yönetimine biat eder.

Latin soylularının malikaneleri basılır, ambarları yağmalanır. Efendilerin tahıl, şarap ve şekerlerine el konulur. Mağusa’ya gitmekte olan Latin Piskoposu, Lefkonuk’ta yakalanır, soyulur ve dövülür. Baf’a gitmekte olan bir Ermeni şövalye, Lefke’de yakalanır. Karısının ırzına geçilir, kendisi ise öldürülür.

Kardinal, bu durum karşısında, Kudüs Hakimi Badin de Nores’i, veliaht ilan eder. ( Buraya bir not düşmek gerekiyor:  Bazı “tarihçiler”, adadaki Türk varlığının, Osmanlı öncesine dayandığını söyleyerek, buna kanıt olarak da Türkopoller’i gösterirler. Türkopol, vakti zamanında, paralı asker olarak hristiyan devletlerin hizmetine girip, vaftiz olarak din değiştiren Türk soyundan gelme insanlara verilen isimdir. O zaman henüz ortada “ulus” diye bir kavram olmadığından, bu son derecede doğal bir tavırdı da beş yüzyıl sonra, günün kavramları ile düşünerek onları “Türk” ilân etmek ne işe yarar? Hiç! Ama madem iş buraya geldi, bir not düşelim dedik… Bu Kıbrıs Hakimi ilân edilen de Nores var ya? Yâni adam Kıbrıs Kralı ilân ediliyor, kardinal tarafından! Ha, işte bu adam Türkopoller’in de komutanıdır… Yâni, o kafayla düşünürsek, Türk’tür! Yaaa… Demek ki Kıbrıs’ı yöneten ilk “Türk”, Sayın Denktaş değilmiş! Efendim, ne diyorduk?)

Sir Henry de Giblet ile Peter Mahera’yı da görevlendirip, ordunun başına geçirir. Bunlar, önce Lefkoşa’yı işgal ederler. Bunun ardından, Baf, Lefke ve Omorfo’daki elebaşları ele geçirilir. Bazı elebaşları idam edilir. Bazılarınınsa, burunları kesilir. (Bu burun kesme meselesi üzerinde de ayrıca durmalıyız. Başka bir burun kesme hikâyesi de Kral l.Peter zamanında gerçekleşmiş, kralın yokluğunda, kraliçe kocasının sevgilisini yakalatıp, burnunu kestirmiştir. Demek ki bu işlem o zamanlar aşağılayıcı bir ceza olarak görülmekteymiş…) Ardından Limasol ele geçirilir. En sonunda, ” Kral Aleksi” ele geçirilip, Lefkoşa’ya getirilir ve burada 12 Mayıs 1427 günü idam edilir.

Ayni gün, Kral Janus’un Kahire’deki esaret yaşamından kurtulup, Baf’ta görüldüğü söylentisi, Lefkoşa’ya ulaşır. 15 Mayıs’ta Kral Janus, Girne’de karaya çıkar. 18 Mayıs günü ise Lefkoşa’ya gelerek, yönetimi eline alır. Lefke de bir daha köylüler isyan edemesin diye, kraliyet mülkü haline getirilir, kralın şahsi mülkü olur. Adayı Venedikliler ele geçirdikleri zaman da kasabanın bu statüsünü korurlar. Venedik zamanında da Lefke, devlet mülkü konumunda idi… Osmanlı adaya geldiğinde, Venedikliler’den kalma devlet mülkleri boş kaldığı için, buralara Anadolu’dan Türkmen nüfus getirip, iskân eder…

Bugün bizim Lefke’deki varlığımızın “esbab-ı mucibesi”, işte bu olaydır…

Böylece, adadaki Lüzinyan otoritesi tekrar kurulmuş olur ama Kral Janus, ancak beş yıl daha yaşayabilir. Maherias, esaret dönüşünden sonra, kimsenin onun yüzünün güldüğünü görmediğini, yazar.

Köylü isyanı ve Kral Aleksi…

Yorumlar kapalı.