Nazım Beratlı

Algı ile bilgi





Yıllar önce, Niyazi Kızılyürek bir makalesinde:

“Bilginin bir tüketim ürünü haline gelmesi, yeni bir toplumsal bölmenin oluşmasına da yol açtı…

Günümüzün baskın epistomolojisine göre nesnel bilgi yoktur ya? Allah ne verdiyse tüketime sunulabiliyor. Her şey sanat, her şey bilgi sayılabiliyor. Buna itiraz ettiğiniz zaman da “kendini beğenmiş entelektüel” veya “halktan kopuk marjinal” yakıştırmalarıyla karşı karşıya kalıyorsunuz… Bütün popülizmlerde görüldüğü gibi, bu alanda da kendini popülizm üzerinden pazarlayan yeni sanat ve eğitim elitleri oluştu.” Demişti.

Her şey, “bilgi”! Ne için? Tüketmek…

Bilgi anlamından soyutlandı! Anlam kaymasına uğradı… Malûmat (şimdi uydurma Türkçe’de buna “algı” deniliyor)  ile bilgi, birbirine karıştı! Malûmat sahiplerine “uzman” denilmeye başlandı!

Oysa “algı” adı üstünde yalandır… Gerçeği değil, ödeyenin “zannedilmesini istediğini” gerçeğin yerine göstermek demektir. Zaten var olanın “algısının” (zannının, zehabının) yaratılmasına ne ihtiyacı var?

Sırası geldi, “malûmat” ile bilgi’nin farkını da yazalım: Bilgi, o konuda sistematik bir eğitimle edinilir. Mektep bitirmek bu sistematik eğitimin bir türüdür ama tekeli değildir. Şartı da değildir… Malûmat ise rast gele duyulan, görülen ve hatta okunan şeylerden oluşur. Beş’in birden büyük olduğunu işitmişsiniz veya okumuşsunuzdur ama birden beş’e giden yol üstünde, meselâ üç’ten haberiniz yoktur. Einstein diye zırlarsınız ama Newton’u bilmezsiniz… Einstein’in neyi değiştirdiğinden ve ne dediğinden de aslında haberiniz yoktur. Fizik bilmiyorsunuz… Aforzimaları var diye nette kevaşe düşürmek üzere vira Nitszche alıntısı yazarsınız ama hiç bir yazdığını okumadınız, “alt insan” “üst insan” teorisinin Hitler’e altı milyon Yahudi katlettirdiğinden de haberiniz yoktur.

Bilgi nedir? Hangi malûmata bilgi denir?

Max Weber’in saptamasıdır: Önce büyü vardı, sonra din; şimdi de bilim, der… Nedir büyü? Düşünüre göre, “Rasyonel şeylere irrasyonel metodlarla ulaşmaya çalışmak!” Peki din nedir? Tam tersidir… ” İrrasyonel şeylere, rasyonel şeyler ile ulaşmaya çalışmak” Ama lâfı dolandırmadan söylersek, din; iman etmektir. Sorgulamadan! Sorguladığınız anda zaten iman elden gidiyor…

Bilim ise “Rasyonel şeyleri, rasyonel yollarla elde etme uğraşıdır.” Niyazi Berkes’in deyimi ile “ Kudsiyet alanı dışında kutsalı yoktur.” Temelini “septisizm” Şüphecilik oluşturur. Her söyleneni yargılar.

“Gerçek” iddianızın “bilimsel” olabilmesi için, birkaç kritere ihtiyacı vardır.

  1. a) Evrensel olacak
  2. b) Kural oluşturacak
  3. c) Matematik kavramlarla da izah edilebilecek…
  4. d) Doğrulanbilecek,
  5. e) Yanlışlanabilecek de…

Bunları belirleyen adam,

Nette okuduğunuz her saçma “bilgi” değildir. Zan’dır, zehap’tır… Her uzman sandığın da uzman değildir. “ABD’de bilmem kim, şöyle dedi!” E o ayni ABD’de 5 milyon başka adam da tam tersini söylüyor. Senin uzman sandığın bir sahtekâr büyücünün ne dediğini kimse bilmiyor mu sanıyorsun?

Bunlara inanabilirsin… Dünyanın düz olduğuna da öküzün boynuzunda döndüğüne de inanabilirsin. Kanser olursan ister bir kanser merkezinde tedavi olursun, ister zakkum suyu kaynatıp, kestirmeden gidersin, kendi bileceğin iş… Ama halk sağlığını tehlikeye düşürmeye hakkın, yoktur. Ve toplumun da senden kendini koruma hakkı olduğunu da peşinen anlamak zorundasın. Zorla mı? Evet, gerekince zorla… Devlet, zordur…

Jonah Goldberg ünlü kitabında bunlara boşuna “Güler yüzlü faşistler” dememiş…

 

Algı ile bilgi

Yorumlar kapalı.