Mete Tümerkan

Egemen eşitlik ön koşul değildir





Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Özel Temsilcisi Holguin, temaslarını tamamladı.

Holguin, temaslarının son aşamasında nedense hırçınlaştı.

Hedefine de Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı koydu.

Bunu yaparken de Türkiye ile Cumhurbaşkanı Tatar arasında sanki görüş ayrılığı varmış algısını yaymaya çalışıyor.

Olacak iş değil!

İşin aslı, taraflar arasında ortak bir zeminin olup olmadığı eksersizini yapma misyonu ile yola çıkan Holguin, kendi başarısızlığını gizleme telaşına düştü.

Türkiye ile KKTC, Kıbrıs konusunda tam bir ortak anlayış ve mutabakat içerisinde.

Holguin’in yaymaya çalıştığı gibi bir görüş ayrılığı kesinlikle yok.

Ankara’da kendisine ne söylendiyse, bire bir aynısı Lefkoşa’da da söylendi.

Ama Kişisel Özel Temsilci Holguin, Rum Lider Hristodulidis’in pozisyonunu değiştiremeyeceğini görünce kendini aklamak ve başarısızlığını gizlemek için faklı bir role soyundu.

Temaslarının başında Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunu ve taleplerini dinlerken, bunları büyük bir anlayışla karşılayan ve muhataplarına “Bunları seslendirmekte haklısınız.” diyen Holguin gitti, yerine sanki bunları hiç söylememiş birisi geldi.

Holguin, bir de kalktı görüşmeyi zorlamaya devam edeceğini söyledi  ve “Kıbrıs Türk halkı bunu hak ediyor.” yönünde ifadeler kullandı.

Kıbrıs Türk halkının asıl hak ettiği üzerlerindeki insanlık dışı izolasyonun kalkmasıdır.

Bu olay aslında Kıbrıs sorununun yıllardır neden çözümsüz kaldığının da çok açık bir örneğidir.

Sorunu çözme konusunda misyon yüklenen diplomatlar Rum tarafının pozisyonunu değiştiremeyeceklerini anladıkları anda bambaşka bir kişiliğe bürünüp Kıbrıs Türk tarafını suçlamaya yöneliyorlar.

Belki de bunu yapmak kolaylarına geldiği için böyle davranıyorlar.

Kıbrıs Türk tarafının talepleri ve ortaya koyduğu pozisyon çok açık ve net.

1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit kurucu ortağı olan Kıbrıs Türk tarafı, ‘inherent’ olarak İngilizce ifade edilen var olan hakkının yani egemen eşitliğinin tescil edilmesini istiyor.

Bu bir ön şart değildir.

Bu var olan bir gerçeğin tescil edilmesidir ve müzakere konusu olamaz.

İlginçtir, Holguin temaslarının başında Türk tarafı ile görüşürken Türk tarafının pozisyonunun anlaşılır olduğunu ifade ederken, son tur temaslarında Türk tarafına “Bunu masaya oturup müzakere ederek elde edeceksiniz.” dediği bir noktaya evrildi.

Holguin’in bu yaklaşımı ne Ankara’da ne de Lefkoşa’da kabul gördü.

Kişisel Özel Temsilci’nin üçlü ya da beşli gayrı resmi bir görüşme ısrarı da aslında kendi açısından imajını koruma refleksinden başka bir şey değildi.

Taraflar arasında ortak bir zemin olmadığını bizzat kendisi tespit etmiş olan Holguin’in sırf algı yaratmak için ortaya koyduğu üçlü ya da beşli bir toplantıya Türk tarafının onay vermesi mümkün değildi.

Nitekim vermedi de.

Holguin’in misyonu taraflar arasında ortak bir zemin olup olmadığını araştırıp BM Genel Sekreteri’ne rapor etmekti.

Şimdi kalktı farklı arayış ve oyunlar içerisine girmeye çalışıyor.

Çözüm konusunda ortak bir zemin olmadığı, Kıbrıs konusunda mevcut parametrelerle bir yere varılamayacağı gerçeğini ortaya koymak yerine Holguin, yan yollara sapma eğilimi içine girdi.

Yıllarca bu anlayış içerisinde hareket edildiği için de Kıbrıs konusunda bir yere varılamadı.

Meseleye doğru teşhis koymak yerine ‘dostlar alış-verişte görsün’ anlayışı ile olmayacak işler peşinde koşmak boşa kürek çekmektir.

Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı çok net bir şekilde Kıbrıs Türk tarafının imzası olmadan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulamayacağını anlatıyor.

Bu imza Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitliğinin tescilidir, ön koşul değildir ve müzakereye açık olamaz.

Artık sırf müzakere masasında oturmak için müzakere masasına dönme zamanı geçmiştir.

Annan Planı’na ‘evet’ diyen tarafın hâlâ cezalandırıldığı, ‘hayır’ diyenin sırtının okşandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Elli yıla yakın bir zamandır denenen ve başarısızlıkla sonuçlanan yöntemlerle artık bir yere varılamaz.

Masa yeniden kurulacaksa bu doğru zeminde, yeni parametrelerle ve ancak doğru kurgulanarak kurulur.

Gerisi kısır döngüye yeniden girilmesi demektir ve Türk tarafının böyle bir niyeti yoktur.

Egemen eşitlik ön koşul değildir

Yorumlar kapalı.