
Psikologlar, zihin sağlığının sessiz emekçileri…
Psikoloji, insan davranışlarını, duygularını ve düşünce kalıplarını bilimsel yöntemlerle inceleyen bir alandır. Bu alanın saha uygulayıcıları olan psikologlar ise, toplumun görünmeyen ama yaşamsal bir ihtiyacına yanıt verirler: Zihin sağlığı.
10 Mayıs Psikologlar Günü, hem bu önemli mesleği icra edenleri onurlandırmak hem de psikolojik destek alma konusunda toplumsal farkındalık yaratmak için kıymet verdiğim bir fırsattır. Çünkü psikolojik dayanıklılığın güçlenmesi yalnızca bireyi değil, aileleri, kurumları ve tüm toplumu doğrudan etkiler.
Ne var ki, hâlâ birçok kişi için psikoloğa gitmek bir tabu, yardım istemek bir zayıflık gibi algılanıyor. “Bir psikoloğa mı gideceksin? Deli misin? Gücün mü yok?” gibi klişeler, birçok insanın içinde bastırılmış bir iyileşme arzusunun önüne geçebiliyor. Oysa psikologlar, delilikle değil; insan olmakla, kırılmakla, travma yaşamakla, çocukluktan taşınan yüklerle, ilişkilerde kaybolmakla, “iyiymiş gibi yapmakla” ilgilenirler. Ve çoğu zaman, kişinin “en iyi versiyonuna” ulaşmasına, karanlığın içinden kendi ışığını bulmasına rehberlik ederler.
Bence psikolog olmak yalnızca akademik bilgiyle değil, aynı zamanda insanlıkla da ilgilidir. Her seansta bir başkasının dünyasına adım atarsınız. Sizi tanımayan, belki de bugüne dek kimseye anlatmadığı acılarını sizinle paylaşan bir danışanın güvenine, kırılganlığına ve yeniden başlama çabasına tanıklık edersiniz.
Bazen sadece “orada olmak”, kelimelerin ötesinde bir iyileşme süreci başlatır. Bu yüzden bugün bir psikolog olarak sadece kendi adıma değil, danışanlarım adına da yazmak istedim. İçini dökme cesareti gösteren, değişmeyi göze alan, kaldığı yerden yeniden ayağa kalkmayı seçen herkes adına. Çünkü psikologlar yalnızca iyileştiren değil; aynı zamanda şahitlik eden kişilerdir. Bazen kişinin kendi içindeki kırıldığı bir hikâyenin nasıl yeniden örüldüğüne, bir kelimenin hayat kurtarabileceğine, sessizliğin bile bazen en yüksek çığlık olduğuna tanık olurlar.
Tüm bu sorumluluğa rağmen, ne yazık ki Kuzey Kıbrıs’ta hâlâ bir Psikologlar Yasası bulunmamakta.
Bu yasal boşluk, hem mesleğini etik standartlara göre denetlenmesini engelliyor hem de psikoloji eğitimi almamış kişilerin kendini “psikolog” olarak tanıtabilmesine imkân sağlıyor. Bu durum, danışanların istismara açık hale gelmesine, gerçek uzmanların ise mesleki olarak güvende olmamasına yol açıyor. Oysa bir ülkenin ruh sağlığı sistemi, en az fiziksel sağlık sistemi kadar ciddi ve düzenlenmesi gereken bir alandır.
Bununla birlikte, psikolojik destek almak bir arkadaşla konuşmaktan çok daha fazlasıdır. Elbette dostlarla dertleşmek kıymetlidir; ancak terapi, bilimsel temellere, kuramsal yaklaşımlara ve kanıta dayalı tekniklere dayanan bir iyileşme sürecidir. Psikolog, yalnızca sizi dinleyen biri değildir; aynı zamanda duyduklarını anlamlandıran, değişimi kolaylaştıran ve bunu mesleki bilgiyle yöneten profesyoneldir.
İyi bir psikolog; etik, gizlilik, bilimsellik ve güvenilirlik ilkeleriyle çalışır. Danışanına zarar vermemeyi, onun yüksek yararını gözetmeyi, kişisel sınırları korumayı ve kişiyi bağımlı kılmadan güçlendirmeyi hedefler. Çünkü bu meslek yalnızca bilgi değil, aynı zamanda vicdan ve sorumluluk gerektirir.
Bu vesileyle kendimize şu soruyu sormakla başlayabiliriz:
“Gerçekten iyi miyim?”
Ve ardından belki de en büyük cesareti gösterip şunu kabul edebiliriz:
Yardım istemek bir zayıflık değil, bir güçtür. Terapi, insan olmanın doğal bir ihtiyacıdır. Psikologlar da bu ihtiyaca bilimsel ve etik temellerle karşılık vermek için vardır.
Bu vesileyle, tüm meslektaşlarımın Psikologlar Günü kutlu olsun. Ruhun yükünü omuzlayan, görünmeyeni gören, görünse bile yargılamadan, eleştirmeden, etiketlemeyip, ötekileştirmeden yanında duran herkese içten bir teşekkürle.
Yorumlar kapalı.