Hasan Hastürer

Yaşam, yüzümüzden önce yüreğimizde, ruhumuzda iz bırakır…





Bazı sohbetler var, yaşamla, tarihin karışımıdır…

Bu tür sohbetleri var ederek yaşama şansı her geçen yıl değil, her geçen gün azalıyor.

Şahsi kanaatim mi bu?

Kesinlikle benle sınırlı, bir algı ya da kanaat değil.

Dün bir sohbette söyledim.

Yaşam, yüzümüzden önce yüreğimizde, ruhumuzda iz bırakır. Yaşanmışlıklardan acı yanı ağır basanlar, adeta silinmez, derin iz bırakır.

Siz de kendi kendinize, geçmişten neler anımsadığınızı sorsanız, anımsananların ezici çoğunluğunun size acı, gözyaşı verdiğini çok kolay fark edersiniz.

Yaşanmış yıllar dün kadar yakın sayılsa da, zaman uzunluğu bakımından, hiç farkı yoktur. Hatta geride kalan zaman eğer size acı, gözyaşı vermişse, mutluluğu Kaf dağının ardına fırlattıysa o yılların hesabını birilerinden sormak istersiniz.

Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs adasında, köklerini sağlamlaştırarak, gelecek kaygısı duymadan, mutlu ve huzurlu yaşaması için, kaderimizde söz sahibi olanlardan hiç kimse, bireysel ya da kurumsal çaba içinde olmadı.

Hatta, “GİDEN TÜRK, GELEN TÜRK” diyerek, göç eden insanlarımızın, kardeşlerimizin arkasından, omuz silkme hareketine ek, eli açık, kollarını arkadan öne sallayıp, tahmin ettiğiniz, sözü kullandılar.

Ben kardeşlerimin en küçüğüyüm1960’tan önce büyük ablam Londra’ya göç etti.

1963 Haziran’ında ailece büyük bir acı yaşadık. Nuray ablamı, yitirdik. O acıyı yaşarken 1963 Aralık ayında K. Kaymaklı’dan göç ettik.

O zor yıllar yaşanırken 1967 ve 1968’de benden büyük iki kardeşimi, Eray ve Türker abim Londra’ya uçtu. Kıbrıs’ta ne yapabilirlerdi ki?

2004 yılının 1 Şubat günü ilk kez Londra’da bir bayram gününü birlikte yaşayabilmiştik. Yirmi sene önceki o günü hiç unutmam.

Ölümlü bu dünyada bir bayram coşkusunu kardeşlerimle birlikte yaşamayı ne kadar çok istediğimi o günü yaşarken çok daha iyi anlamıştım.

2017’da Fatma Ablamı, 2022’de Türker Abimi, Londra’da sonsuzluğa uğurladık. Onları Londra’da toprağa verirken, travma nitelikli duygusal deprem yaşamıştım. Londra’da toprağa verilmeleri, orada toprak olacakları demekti. Öldükten sonra, ne fark eder, demeyin…

Kıbrıs adası cennetten bir parça olsa da birileri bu cennet adayı bize cehennem yapmak için elinden geleni yaptı yıllarca. Eksiklikler, parlak laflarla örtülmeye çalışıldı ama işe yaramadı,  yaramıyor

Kendi postamdan, hatta 15-20 yaş daha genç arkadaşlarıma bakıyorum… Hangimizin yüzü bugüne dek adam gibi güldü?

Hiçbirimizin yüzü gülmedi.

Şu anda adada yaşayan, Kıbrıslı Türk nüfusunun kat kat fazlası göç yoluyla dünyanın her bir yanını savrulmadı mı?

Böyle bir acı örneği yansıtan dünyada bir başka toplum var mıdır? Sanırım yoktur.

Göç adaların kaderiymiş..

Hadi canım sende…

Hade 1974 öncesinde zor koşulların yönetim kökenli olumsuzlukları bizden kaynaklanmıyordu?

Peki 1974 sonrası?

1974 sonrası göç ters dönecek denildi. Ne gezer? 1974’ün üzerinden, 50 sene, yarım asır geçti, bırakın gençleri, gelmemek üzere giden yetişkinlerin arkasından da gözyaşıyla ıslanmış mendil sallıyoruz.

Kıbrıs adasını canımdan çok seviyorum. Ama bu güzel adada, acı ve tatlı günleri, uzaklarda olan insanımızla birlikte yaşamadıktan sonra, bana ne Beşparmak dağlarından, bana ne Mesarya’dan, Karpazdan…

Özellikle iletişim teknolojisindeki gelişmeler, sosyal medya, dünyanın en uzak köşelerindeki insanlarımızla, kardeşlerimizle, ekranlarda buluşmamızı kolaylaştırmadı mı?

Kolaylaştırdı da sımsıcak duygularla, kalp atışlarımızı hissederek sarılmanın yerini alabilir mi, akıllı telefonun ekranındaki buluşma?

Asla…

Geçmişin, yaşanmak istenen ve yaşanmayanları, bugün eksiksiz, coşku ve mutluluğa da engel oluyor.

Yaşam, yüzümüzden önce yüreğimizde, ruhumuzda iz bırakır…

Yorumlar kapalı.