Hasan Hastürer

Kalitesizliğe taviz, kalitenin önünü kesmektir…





   Düşmansız var olamama kültürü ya da korkusu hem Türkiye hem de bizde en üst düzeylerdedir.

   Bunun nedeni sağlıklı, doğru olarak saptanıp tedavi edilmediği sürece hastalık kronik haliyle devam edecek.

***

Mikrofonu eline kapan, kamerayı karşısında gören önce kendine göre düşmanlarına veryansın eder.

Bu anlayışın askerde olmasını doğal karşılayabilirim de, sivil ve hele demokratik yaşamda varlığını gökten Allah inse de bana kabul ettiremez.

Ukrayna’da bitmeyen, taşların yerine oturmadığı savaş.

İsrail’in dünyanın gözü önünde Gazze’de uyguladığı soykırım..

Savaş düşüncesinin beyinlerden kazınıp çıkarılmasını içtenlikle arzu edenlerdenim.

Keşke dünyada askeri güç gereksinimi sıfır düzeyine inse ve askeri harcamalar daha insani amaçlar için kullanılsa.

Bu arzum bugünün dünyasında hayal ötesi… Bunu da biliyorum.

***

   Ancak sıra sivil ve demokratik yaşama geldiği zaman düşmansız var olamama kültürünü anlayıp kabul etmem imkansız.

   Bu coğrafyada, sosyal yaşamdaki güzel sözler bile sahtedir.

   Ya da olanı değil özleneni anlatmaktadır.

   Siyasal yaşamın yansımalarını televizyon kanallarından canlı canlı izliyoruz.

   Yapılan konuşmaların çok azı kendilerini, politikalarını anlatma içeriğine sahiptir.

   Konuşmanın en az yüzde doksanı, kendilerine göre muhaliflere laf yetiştirme kılıfı altında saldırıdır.

   Üslup ve kullanılan kelimeler, pozitif disiplin uygulaması olan bir okulda kullanılsa, o öğrenciler disiplin kuruluna verilir mutlaka.

***

Bütün mesele düşmansız var olabilmektir.

Her konum yakalayan önce düşmanını bulur ya da yaratırsa, ülke her platform savaş meydanına dönüşür..

Ne kadar acıdır, çocukluktan başlayarak, düşmanlık temelli kamplaşma zemin buluyor.

Yetişkin birine sorarlar… “Senin düşmanın var mı?” Hatta bu soru, “Senin ne kadar düşmanın var?” diye sorulabilir.

Böyle bir soruya, “Düşmanın yok” diye yanıt verenin yüzüne söylenmese de, akıllardan, “bu ne biçim adam” diye geçer mutlaka.

***

   Kuzey Kıbrıs’ta da zaman maalesef, bu bağlamda pozitif gelişmeyi artırmıyor.

   Barış ve kardeşlik lafta kalıyor.

   Kendi içimizde, aynı siyasi parti içinde bile, gerçek dayanışma yoktur.

   Yazılarımı okuma fırsatı bulanlar, yukarıdan aşağıya akan kirli gündemden kopmaya çalıştığımın farkındadır.

   Dün sabah, uzun bir aradan sonra Serden Hoca arkadaşımla uzunca bir sohbetim oldu. Serden Hoca’yla birbirimizi kolay anlarız. Kaygılarıma Serden arkadaşım yüzde yüz katılıyor. Kutuplaşmanın kronikleştiği yerde, liyakat değersiz, yalakalık anlamında sadakat değerlidir. Sadakate dayalı tercihlerin, toplumsal kayıp bağlamında çok ağır olur.

***

Bu süreçte en başta basına görev düşer.

   Barış politikasından uzak, düşmanca politika izleyenlerin sesini kısmak basın için demokratik bir görev olarak algılanmalı.

   Kimse bu yaklaşımı düşünce özgürlüğüne kısıtlama olarak görmesin. Tam tersi bu başarılırsa düşünce özgürlüğü alan kazanırken, siyasete de kalite gelecek.

Unutmadan, herkes kulağına küpe yapsın… Kalitesizliğe taviz, kalitenin önünü kesmektir.

Kalitesizliğe taviz, kalitenin önünü kesmektir…

Yorumlar kapalı.