Hasan Hastürer

Hiçbir uçak havada, hiçbir sorun çözümsüz kalmadı…





Bildik bir sözdür.

   Hiçbir uçak havada kalmadı.

   Bütün mesele, tek parça havalanan uçağın, yeniden havalanmaya uygun olarak zarar görmeden piste konmasıdır.

   Nasıl ki, hiçbir uçak havada kalmaz, hiçbir sorun da ilanihaye çözümsüz kalmaz. Ya taraflar anlaşarak çözer, ya da birileri çözümü empoze eder.

   Arzu edilen tarafların, sahip çıkıp, yaşatacakları bir çözümü, irade buluşmasıyla anlaşarak bulmasıdır.

Kıbrıs’ta bu başarılamadı.

“Başarılamadı” tanımlamasının içinde 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti de vardır.

Kaçırılan en büyük fırsat Kıbrıs Cumhuriyeti’dir. Kıbrıs sorununu azıcık bilen, 21 Aralık 1963’ten günümüze Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal kimliğiyle var olmadığını bilir. Ancak BM ve devamında AB üyesi bir devlete “Sen meşru değilsin” diyemedikleri için aslında MİŞ GİBİ VARDIR.

***

Son üç kusur yılda yeni siyaset diyerek öne çıkarılan kırmızı çizgiler bile Kıbrıs Türklerinin, çözümü Rumlardan fazla istediği gerçeğini değiştirmez.

Unutmayalım Annan Planı Referandumunda Rauf Denktaş ve UBP, HAYIR’cıydı. Ancak, Kıbrıs Türkü hiç kulak vermedi. EVET dedi.

EVET diyenlerin en ön saflarındaydım. EVET dediğime hiç pişmanlık duymadım.

***

Rumların oyunbozanlığı, Kıbrıs Türk tarafının özellikle bir kesimini daha katı bir tavır içine girmesine neden olmuştur.

Annan Planı’na biz % 65 evet dedik, Rumlar % 75 hayır dedi. Hayatımızı uluslararası bağlamda iyileştirecek ciddi beklentiler yanıtsız kaldı.

Hayır, diye Rum tarafı ise ödüllendirildi. Ödüllendirilmeye de devam ediliyor.

***

Lafı fazla dolandırmaya gerek yok.

   Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguin Cuéllar’ın altı aylık görev süresindeki temaslarında pozisyonunu koruyarak, anlatarak kayıt altına aldırmayı hedefledi. Öyle de yaptı.

   Holguin’e 3 D anlatıldı .

   Doğrudan uçuş…

   Doğrudan ticaret…

   Doğrudan temas…

   Doğrudan uçuş ve doğrudan ticaret, kolay anlaşılırdır.

   Doğrudan temas da, KKTC makamlarının, örneğin İslam İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri gibi buluşma ortamlarına Rumların sabote girişimi yapması, iyi niyetten yoksun yaklaşımlar olarak görülüyor ve durması isteniyor.

***

Holguin’nin dün liderle yaptığı görüşmeler kısa sürdü. Taraflar pozisyonunu korudu. Holguin, Tatar’ı üçlü masaya oturmaya ikna edemedi. Görüşlerini masada söylemesi yaklaşımı kabul görmedi.

9 Mayıs Perşembe günkü yazımı şöyle bitirmiştim:

“Bundan sonra ne olacak?

Hiç uzatmaya gerek yok. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafının, uzlaşarak bir çözüme yürüme, ortak niyetinde 46 senedir buluşamadığı ortaya çıkmıştır. Bundan sonra, zamanın geldiğine kanaat getirilirse, tıpkı 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunda olduğu gibi, dıştan oldu bitti ile bir çözüm empoze edilecek. Hangi iki lidere kısmet olursa, onlar da imzalayacak.

Kıbrıs Türk ve Rum tarafı, kendileri verilen şansı, kullanamamıştır.”

***

Holguin’in görev süresi temmuz ayında çok büyük olasılıkla uzatılır. Eylüle kadar birkaç deneme daha yapar. Devamında gözler New York’taki genel kurul çalışma dönemine çevrilir.

   Dün Lefkoşa’da görüşme trafiği devam ederken Ankara’da da Erdoğan – Miçotakis görüşmesi vardı. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ne dedi? “Kıbrıs sorununun Ada’daki gerçekler temelinde adil, kalıcı çözüme kavuşturulması, bölgemizin istikrar ve huzurunu güçlendirecektir.”

   Çözümü, dünya ile barışık bir dilde tarif etti.

   Türkiye ve Yunanistan, ikili sorunlarına kalıcı çözüm bulmak istiyor. Kıbrıs sorunu, Türk – Yunan ilişkilerinin iyileşmesinden öte, çözülme sürecinde ayak bağı olabilir mi? OLAMAZ.

Hiçbir uçak havada, hiçbir sorun çözümsüz kalmadı…

Yorumlar kapalı.