Hasan Hastürer

Demokrasinin yaşamsal önemini, anlamak ve anlatmak…






Bazıları için demokrasi neredeyse hiç önemli değil.

Halbuki, demokrasinin olmadığı yerde, hukuk, insan hakları, ekonomi, kısaca hiçbir konuda sağlıklı bir yapı olamaz.

Her fırsat bulduğumda demokrasinin yaşamsal önemini anlatmaya çalışırım.

Hatta bazıları bu yaklaşımı sıcak gündemden kaçış olarak yorumlar.

Bunu bana soranlar da olur.

***

   Kıbrıs Türk insanına batılı anlamda demokrasi ve sivil yaşam yıllarca layık görülmedi.

   Kıbrıs’ın özgün koşulları nedeniyle sivil yaşama yakın oluşumuz da rötarlı olmuştur.

   1968 yılında Kıbrıs Türk toplumunda sivil toplum örgütlenmesine izin verilmişti.

Pek çok sendikanın kuruluşu o tarihin sonrasına denk gelir.

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin 1970 yılında dernekler yasasına göre kuruluşu da o rüzgarda olmuştu

***

   Türk Mukavemet Teşkilatı’nın komutanı konumundaki Bayraktar o dönemin “bir usta memleketiydi”… Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) kurulduğu ilk günden siyasi bir misyon üstlenmişti.

   Daha biz Öğretmen Koleji’ndeydik. Ama gözümüz sendikadaydı.

   1973 yılında Zafer Sineması’nda ünlü KTÖS Genel Kurulu’nu anımsarım.

   Polisler, hem salonu sarmış hem de içeride yerini almıştı.

   Gündem de seçim de vardı. Ama Bayraktarlık bir liste hazırlamıştı. O listenin dışında kimse aday olamazdı. Bu uygulama, dernekler kanununa filan hiç uymuyordu.

   Ama dönem Bayraktarlık dönemi, yasalara uyum muyum hikaye.

O ünlü genel kurula katılanlar o listeden yine seçeceklerini bildi ve KTÖS sendikal kimliği ile yoluna devam etti.

                                                                  ***

   Nitelikli sendikaların kurumsal kimliğini, hep nitelikli gazetecilere benzetirim.

   Daha doğrusu gerçek sendikacılık yapanlarla gerçek gazetecilik yapanlar bir noktada buluşur.

   Siyasetçiler gerçek sendikacı ile gerçek gazeteciyi, siyasal ilişkiler bağlamında pek sevmez. Çünkü siyasetin kuralları, başarı yöntemleriyle sendikacının, gazetecinin kuralları ve başarı yöntemleri çok örtüşmez.

   Sendikacılarla, gerçek gazeteciler bir kanatta politikacılar öteki kanattadır. Genel dünya görüşü bakımından paralellik olsa da ciddi bir kader birliğinin çok ileriye gitmediğini görüyoruz.

***

Siyasal örgütlenmenin ilk yıllarında sendikalar siyasi partilerin önündeydi. Sendikaların muhalefet partilerini yönetip yönetmediği tartışılırdı.

Bu aslında olmaması gereken bir gizli çatışmaydı. Ama bu çatışma yaşandı ve sonuçta sendikalar, sivil toplum örgütleri kaybetti.

***

   Sendikal kökenli baskı grupları demokrasinin en önemli güvencesi ya da halk diliyle “asfalyasıdır”.

   Gazeteciler de toplumun beklentilerini dile getirerek baskı grubu oluşturur.

   En genel tanımlamasıyla sivil toplum örgütleri ile barış, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü temelinde görev yapan basın toplumsal değişimde ciddi bir misyon yerine getirmiştir.

   Statüko, sivil toplum hareketi ve basının toplumun konuşma cesaretini tetiklemesi ile sarsılıp geriletilme noktasına getirildiği günleri yaşayanlar unutmaz.

                                                                       ***

Demokrasinin ana unsuru halk ve halkın örgütlü gücüdür. Örgütlülüğün uç halkası siyasi örgütler, yani siyasi partilerdir. Bütün mesele ayni amaç doğrultusunda çalışan sivil toplum örgütleri ile siyasi partilerin ve çağdaş basının birbirini yok etmeden, istismar etmeden birlikte yola devam edebilmesidir.

Bu yapılırsa demokrasi mücadelesi her geçen gün daha iyi ve daha güzel noktalara ulaşır. Aksi durumda görüntü ne olursa olsun demokrasi geriye gider.

“Tıpkı şimdiki gibi”, desem, ne dersiniz?

Demokrasinin yaşamsal önemini, anlamak ve anlatmak…

Yorumlar kapalı.