Hasan Hastürer

Bizimkiler öldüklerinde, bayrak direğine ne astırmayı düşünüyor?





İnsanoğlu her canlı gibi doğar, yaşam sürecini tamamlar ve ölür.

Dini geleneklerimize göre cenaze namazında hoca efendi, ölen kişinin adıyla birlikte sorar, “Nasıl bilirdiniz?”

Genelde “Çok iyi!”der herkes. Ancak dilden dökülenlerle vicdanların sesinin ne denli örtüştüğü ayrı konu.

   Dar çevre koşullarında sorumluluk taşıyanlardan toplumsal beklenti sınırlıdır. Ancak iddialı bir şekilde ısrarla, politik istekle toplumda sorumluluk taşıyanlardan beklenilen verdikleri sözler, üstlendikleri sorumluluklarla orantılıdır.

   Siyaset bireyler ve partiler için bir uzun yürüyüştür. Her yürüyüşte olduğu gibi siyasi yürüyüşte de herkes şöyle bir arkasına dönüp bakar, bakmalıdır daha doğrusu. Arkaya, geride kalan yola bakıldığı zaman bırakılan izin objektif olarak gözlenmesi çok önemlidir.

“Nedir geride bıraktığım iz?”

Bu soruya sağlıklı yanıt verebilen ve en önemlisi izine bakarak yola devam edip, etmemeye karar verebilen politikacının yürüyüşü sağlıklıdır.

***

Küba devrimine katılan Ernesto Che Guevara, sosyalizmin günümüz koşullarında geldiği nokta ne olursa olsun bir efsane olarak yaşıyorsa bunun bir anlamı vardır. 2005, Mayıs ayının ilk yarısında Küba’daydım. 1 Mayıs’ta Havana’daki Devrim Meydanında yaklaşık bir milyon katılımcıyla Fidel Castro’yu dinlemiştim. Orada da Ernesto Che Guevara’nın ruhu, inancı, bıraktığı izlerin anısı cap canlıydı.

Che, kimine göre insanlığın kurtuluşuna, devrime, yeni isyanın yaratılmasına adanmış bir yaşam, kimine göre ise eşitlik, özgürlük, sömürüsüz bir dünya için mücadele ve bu uğurda yaşamını verebilmek demektir. Dünya sosyalizm hareketinde Che’den çok daha önde isimler gelip geçti, ancak onlar Che kadar konuşulmuyor, anılmıyor.

Niçin? Bu tek sözcüklü sorunun yanıtı için konferanslar düzenlenip bildiriler sunulup tartışılabilir… Siyasi yelpazenin neresinde olduğundan daha önemli olan Che’nin bugün yaşayan bir efsane olarak hem siyasi olarak hem de görüntüsüyle ticari olarak değer bulmasıdır. Kısacası Che ismi, aradan geçen yıllara ve dünyadaki değişime rağmen bir markadır.

   Küba devrimi sırasında ağır hasta bir gencin tedavisini Che üstlenmiş. Günlerce gözünü açamayan genç kendine gelip gözlerini açtığı zaman ismini ve kim olduğunu bilmediği doktoru Che’ye, “Bana ismini bağışlar mısın?” demiş.

   Che’nin gence verdiği yanıt, onun yaşama bakış açısı bakımından çok önemli ipucu veriyordu.

   “Yaşam denen yürüyüşte, geçtiğin yerlerde, geride izler bırakabilmektir önemli olan. İsim önemli değildir. Yaşarsan böyle yaşa.”

Kuşkusuz herkesin yaşam sürecinde geride bıraktığı iz vardır. Önemli olan izin niteliğidir. Che’nin kastettiği de mutlaka pozitif iz bırakmaktır.

***

   Ömrü savaş meydanlarında Haçlılarla savaş ve zaferle geçen Selahaddin-i Eyyubi, hasta yatağında, ölümü beklerken Şam’daki evinin bayrak direğine kefenini astırmış, önünde de biri sürekli bağırmış:

    -“Ey ahali, Sultan Selahadin’in, dünyadaki zaferlerinden, ahirete götürebileceği tek şey, bu kefendir.”

***

   Bizdeki siyasileri ne Ernesto Che Guevara, ne de Selahaddin-i Eyyubi ile kıyaslamıyorum. Ancak bizim siyasilerimiz de bizim için sorumlu konumda.

   Acaba şu ana kadar kaç tanesi olumlu anımsamalarına neden olacak iz bırakabildi?

   Ya da öldükleri zaman evlerinin önündeki bayrak direğine ne astırmayı düşünüyorlar?

                                                                  ***

Yazıma noktayı koymadan son söz mü?

Söyleyim… Güven, yitirilebilecek en büyük değerdir.

Bizimkiler öldüklerinde, bayrak direğine ne astırmayı düşünüyor?

Yorumlar kapalı.