Hasan Hastürer

Bir de nemelazımcılık derdimiz var…





 

  1. maaş, ardından aralık ve onun da ardından yüzde elli artışlı, 2024 Ocak maaşı.

   Beş haftada, üç maaş.

   Bu üç maaşın buluşması, zamlara karşı, geçici bir güç yarattı.

   Üç maaşın kısa aralıklarla alınmasının, kış ortasından estirdiği bahar havası bitti.

   Nereye gitsem, şikayet çok.

   “Hayat bir gündür, o da bugündür” diye bildik bir söz var.

   Bu sözle, yaşanan anın, kıymetinin bilinmesine vurgu yapılır.

   Geleceğe yönelik kaygılar, o denli yüksek ki, yaşanan günün, yaşanan anın kıymeti bilinemiyor.

   Koşullar insanlarımızın direnç yeteneklerini test ediyor.

***

Bu bağlamda yazımının devamında, özelden genele gidip, adeta hodri meydan ve de rest çekerek mücadeleyi irdeleyeceğim.

Zor ve uzun yollar insanların yaşama bağlılığını, direnç yeteneğini de test eder.

Üzüntü kimsenin tercihi olamaz. Ama yaşam, sadece güler yüzlü yanıyla hep bakmaz bize.

   Mücadeleyi, yaşam biçimi olarak seçmek aslında yaşamın zorluklarına “HODRİ MEYDAN” demektir.

***

   Rest çekebilmek de gerekir hayatta.

   Üstüne üstlük çok derin muhasebe yapmadan o resti çekebilmek de önemli. Bu hiçbir zaman gözü kapalı gitmek değildir. Eğer karşınızdaki rest çekebileceğinizi bilirse o size kolay kolay rest çekemez.

***

“Tam zamanı mıydı?” Bu soruyu pek çok insan sorar. Aklından bu soruyu geçirenler aslında hayatları boyunca “Tam zamanı” hiç denk getiremeyenlerdir.

Hayatın her alanında takım ruhunun başarı için en önemli unsur olduğuna hep inandım. İşte o noktada bireyin yeteneğinin çıta yüksekliğinden çok daha önemli olan takım ruhuna ne denli uyum sağlayıp katkı koyabildiğidir.

***

   “Mücadeleyi yaşam biçimi olarak seçtim. Mücadele ortamında yapamayacağım özveri yoktu. Kendi boyutlarımda ciddi özverilerde de bulundum. Ama etrafımda özellikle sorumlu konumda olanların özveri yerine insanların özverisinin ürünlerini toplama çabasına girdiklerini gördüğüm zaman yıkılmadım dersem yalan olur.”

Cesaretle, mücadelenin en ön saflarında yer alan bir insanımızın sözleriydi bunlar.

***

   “Adam gibi mücadele arkadaşlarım olsun, gözümü budaktan asla sakınmam. Sakınmadığımı benle aynı yolu yürüyenler çok iyi bilir.”

Niyeti sadece ve sadece toplumsal değişime omuz vermek, katkı koymak isteyen bir başka dostum da böyle demişti.

***

İmbikten, gül suyu elde edilmesini gözleme şansınız olup olmadığını bilmem. Ben yıllar önce Hamitköy’de görmüştüm. Öz alınıyordu, gül yapraklarından.

Mesele, her hareketin imbikten geçerken özünü koruyabilmesi.

   “Ben merkezlilik” bu toplumda özellikle 1974 sonrası çok ciddi anlamda ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalık pek çok örgütü sarmalına ala ala bugünlere ulaştı.

   En ciddi örgütlere bile sızan, bulaşan bu hastalığın önü alınmadığı zaman zararlarının yakından uzağa, çok daha yaygın, çok daha zarar verici olacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

   Nisan ayına ertelenen YDP kurultayına şöyle bir bakın. Ne demek istediğim, daha kolay anlaşılır.

***

   Bir de nemelazımcılık derdimiz var.

   Nemelazımcılık her türlü çalışmayı önlerine çekenlerin ekmeğine bal sürmektir.

   İnce eleyip sık dokumayı, hep önlerine çekmek için yapanlara, “Rabbena hep bana” diyenlere herkes gözünü dört açmalıdır.

   Mutluluğu toplumsal boyutta en güzel yerlere taşımak istiyorsak, mutluluğa taş atanlara asla, ama asla izin vermemeliyiz.

Bir de nemelazımcılık derdimiz var…

Yorumlar kapalı.