Geçtiğimiz Salı günkü köşe yazımda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Lübnan hükümeti ile imzaladığı yeni Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması’nı ele almıştım. Konuyla ilgili olarak özetle;
-Lübnan hükümetinin, 17 Ocak 2007 tarihinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması yapmasına karşın söz konusu anlaşmanın bugüne kadar 18 yıl boyunca yürürlüğe girmemiş olduğunu,
-Söz konusu Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşmasının yaklaşık 18 yıl askıda kaldıktan sonra Lübnan hükümetinin 23 Ekim 2025 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısındaonaylandığını duyurduğunu,
-Lübnan’ın önemli uzmanlarından Prof. Dr. Issam Khalifa’nınsöz konusu anlaşma ile Lübnan’ın MEB’deki kaybının 2.640 km² olduğunu belirttiğini,
Lübnan Ordusu Hidrografi Birimi eski başkanı MaherGhaith’ın ise söz konusu anlaşma ile Lübnan’ın MEB’deki kaybının 5.000 km2’ye civarında olduğunu ifade ettiğini,
-Lübnan Anayasa’sının 52. Maddesine göre de uluslararası anlaşmaların Lübnan Meclisi tarafından onayı şartı olduğunu,
– Bu kapsamda Lübnanlı bazı uzmanların, Lübnan hükümeti ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması’nın; Lübnan kıyılarını binlerce kilometrekare kısalttığına ve anlaşmanın Lübnan Meclisinde onaylanmaması nedeniyle de hukuki bakımdan geçerliliğinin tartışmalı olduğuna dikkat çektiklerini yazmıştım.
Uzun yıllardır defaten yazdığım üzere GKRY, Kıbrıslı Türkleri veya Ada’nın tümünü temsil etmemektedir. GKRY’nin bu kapsamda Ada’nın bütününü ilgilendiren bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi de yoktur.
Lübnan hükümeti ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması, Rum tarafının 2003 yılından itibaren Kıbrıs Türk Halkı’nın Ada ve Doğu Akdeniz’deki eşit hak ve çıkarlarını gasp etmeye yönelik olarak yürüttüğü tek yanlı girişimlerinin devamıdır.
Rum Yönetimi, Kıbrıs Türk tarafının tüm uyarılarına ve bölgedeki gerçeklere rağmen, Ada’nın tamamını temsil ettiği düşüncesiyle hareket ederek uluslararası hukuka aykırı adımlar atmaya devam etmekte olduğunu ifade etmiştim.
***
Geçtiğimiz Salı günü AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleşen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı’na ilişkin yapmış olduğu açıklamada;
-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Lübnan ile yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasının baştan aşağı hukuksuz olduğunu,
-Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin yaptığının tamamen işgalcilik olduğunu,
-Bu durumun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını gasp etme girişimi olduğunu,
-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok saymaya çalışan, Türkiye’yi görmezden gelmeye çalışan hiçbir yaklaşımın burada bir geleceği olmayacağını,
-Son zamanlarda GKRY’nin Adayı bazı ülkelerin askeri üssü ve karargâhı haline getirmeye çalıştığını ve bunlarınbeyhude çabalar olduğunu,
-Lübnan hükümeti ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile arasında yeniden imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Sınırlandırma Anlaşması’nınLübnan’da da tartışıldığını,
-Söz konusu anlaşmanın Lübnan’ın deniz yetki alanlarında büyük bir kaybın ortaya çıkmasını doğurduğunu,
-Bu kapsamda Lübnan iç siyasetinde de bunun sorgulandığını,
– Hatta bazı yorumcuların, Avrupa Birliği’nin 1 milyar avroluk yardım paketinin söz konusu olduğunu, Rum kesiminin de burada Lübnan’ı istismar etmeye çalıştığını dile getirdiklerini,
-KKTC’nin egemenlik haklarının yok sayılmasına müsaade etmeyeceklerini açık bir şekilde dile getirmiştir.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, ayrıca;
Rum kesiminin, gelecek dönemde AB dönem başkanı olacağını burada, bu işgalciliğe benzer, bütün Akdeniz’i kapsayacak bir Akdeniz anlaşması şeklinde bir yaklaşımın ortaya koyulacağına dair bazı haberler çıkmakta olduğunu,
-Bunun Türkiye açısından gayrimeşru olduğunu,
-Avrupa Birliği’nin, yıllarca Güney Kıbrıs Rum kesiminin şımarıklığına direnemediğini, bu şımarıklığın peşinden sürüklendiğini,
-Ama dünyanın geldiği noktada bu şımarıklığın artık sadece Güney Kıbrıs Rum kesiminin şımarıklığı olarak kalmayacağını,
-Bunun Avrupa Birliği güvenlik mimarisinin ana kolonlarına büyük bir darbe vurmak anlamına geldiğini,
– Türkiye olarak hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının yok sayılmasına müsaade etmeyeceklerini hem Türkiye’nin bu şekilde görülmezden gelinmesi diye bir tablo oluşturulamayacağını ve hayata geçirilemez olduğunu,
-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Akdeniz’deki yetki alanlarını, kendi egemenliği içindeki yetki alanlarını yeniden belirleyecek sahaları ilan etme hakkına her zaman sahip olduğunu,
-Birleşmiş Milletler kararlarının da açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi Güney Kıbrıs Rum kesiminin bu davranışının açık bir şekilde işgalci bir yaklaşım olduğuna dikkat çekmiştir.
***
Sonuç olarak; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleşen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı’na ilişkin yapmış olduğu açıklamada konuyla ilgili son derece önemli açıklamalarda bulunmuştur.
Netice itibarı ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1962 tarihli doğal kaynaklar üzerinde Daimi Egemenlik Kararı’na göre; DOĞAL KAYNAKLAR O ÜLKEDE YAŞAYAN HALKLARA VE MİLLETLERE AİTTİR, denilmekte ve devletlerden asla bahsedilmemektedir.
GKRY’nin bu anlamda tek yanlı olarak ilan ettiği sözde MEB’i ile Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmesi kesinlikle kabul edilemez. GKRY’nin hukuken tek taraflı olarak MEB ilan etme hakkı yoktur.
Gökhan Güler
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.