Gökhan Güler

Halkımız umutlarıyla oynayanlara gereken cevabı sandıkta verir!





Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletin iş birliğine dayalı yeni uzlaşı vizyonu yolundan dönüş yoktur. İstikamet bellidir. Kıbrıs konusunda federasyon temelinde bir anlaşmaya varılamayacağı defalarca denenmiş ve her defasında başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti Hükümeti, federasyon defterinin tamamen kapanarak ortadan kalktığını söylemiştir!
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Hükümeti ve TBMM’nin iktidar ve muhalefeti, iki devletli çözüm vizyonuna tam destek verdiklerini en açık biçimde defaten belirtmişlerdir.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere tüm AK Parti Hükümet yetkilileri ile iktidar ve muhalefetiyle TBMM üyeleri aldıkları Kıbrıs Tezkiresiyle KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ‘iki devletli çözüm vizyonu’ modeline yüzde yüz uyum içerisinde destek vermesinden rahatsızlık duyanlar olmuştur. Söz konusu bu kesim ilk günden bu yana ‘iki devletli çözüm vizyonu’ modelinin kısa bir süre içerisinde masadan kalkarak federasyon modeline dönüleceği yönde algı operasyonları yaparak halkımızın umutlarıyla oyun oynayarak umut balonları şişirmişlerdir.
Halkımızın umutlarıyla oynayanlar son beş yıldır defalarca bıkmadan usanmadan umut balonları şişirdiler ve her defasında bu yalan balonları patladı. Patladı patlamasına da bu kişiler bıkmadan usanmadan yalan balonları şişirerek halkımızın umutlarıyla oynamaya devam ediyorlar!
Son beş yıl içerisinde Kıbrıs konusuna ilişkin olarak yapılan kamuoyu yoklamalarında Kıbrıs Türk Halkı’nın büyük bir bölümünün iki devletli çözüm vizyonuna güçlü şekilde destek verdiği görülmektedir.
Son dönemde yapılan anketler, Kıbrıs Türk halkının iki devletli çözüme verdiği desteğin güçlenerek arttığını bir kez daha göstermiştir. Halkımızın kararlı duruşu ve egemenliğine olan bağlılığı, her geçen gün daha da güçlenmekte, iki devletli çözüm yolunda sağlam adımlarla ilerlememize büyük katkı sağlamaktadır.
Kıbrıs Türk halkı, bu kadar güçlü bir şekilde iki devletli çözüm vizyonuna sahip çıkarak destek verirken, federal çözümden başka seçenek olmadığını ileri sürerek halkımızın umutlarıyla oynayanlar son beş yıldır defalarca bıkmadan usanmadan umut balonları şişirmeye devam ediyorlar.
Rum pozisyonunu destekler şekilde Kıbrıs Türk halkını statükoya mahkûm eden siyaseti savunur doğrultuda yapılan açıklamalar milli politikaya zarar vermektedir…
Kıbrıs Türk halkı adil ve kalıcı bir uzlaşıdan yana olmakla birlikte, Rum boyunduruğu altına girmeyi asla kabul etmemektedir. Geçmişte Rum tarafının iradesine teslim olmanın bedelini yaşayarak öğrenen halkımız, bugün devletine daha sıkı sarılmaktadır.
Maalesef ülkemizde bazı siyasetçilerimizin halkımızın umutlarıyla oynayarak hareket ettikleri görülmektedir.
Halkımızın umutlarıyla oynayarak iki devletli çözüm vizyonuna karşı federasyon tezini savunanların Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a karşı savaş açtıkları görülmektedir.
Halkımızın umutlarıyla oynayarak iki devletli çözüm vizyonuna karşı federasyon tezini savunanların KKTC devleti ve Türkiye Cumhuriyeti ile açıktan değil de örtülü olarak çatışmaya kalkışanlar acaba neyi hedefliyorlar? Cesurca görüşlerini söyleyemeyen ve Türkiye Cumhuriyeti ile örtülü olarak çatışanlar acaba kime güveniyorlar? Ve ne elde etmeyi amaçlıyorlar?
Gerçek düşüncesini parmağının arkasına saklanarak yarı buçuk ifade ederek Kıbrıs Türk halkından seçilmek için oy talep eden aday ya da adaylar seçilmeleri halinde ne yapacaklar? Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerçek yüzlerini ortaya koyarak çatışacaklar mı?

Sonuç olarak, Kıbrıs konusunda cumhurbaşkanı adayı olan bir kişinin, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a karşı savaş açıp, iki devletli çözüm vizyonuna tam destek veren Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, AK Parti Hükümeti’ne ve TBMM’nin iktidar ve muhalefetine karşı gerçek niyetini açıkça ifade etmemesi ne kadar doğru?

***
Rum liderliğinin masadan kaçmaya yönelik girişimleri

Crans Montana’da 7 Temmuz 2017 tarihinde, federasyon temelinde sürdürülmekte olan Kıbrıs Müzakere süreci, bizzat Anastasiadis ve Hristodulidis tarafından, ortaya konan katı ve uzlaşmaz tavırlar sergilemeleri nedeniyle başarısızlıkla sonlanmıştır.
Anastasiadis ve Hristodulidis’in Kıbrıs Türklerini eşit olarak görmemeleri, adaya ait zenginlikleri eşit şekilde bölüşmeye hazır olmadıklarını belirtmeleri ve  “çoğunluk olan Rumların, Kıbrıs Türklerini azınlık olarak görerek yönetme isteği,’’ sıfır asker sıfır garanti beklentisi içerisinde olmaları neticesinde süreç çökmüştür.
Türk heyeti Crans Montana’da Rum tarafını masada iyi niyetle beklerken hatırlanacağı üzere Anastasiadis ve Hristodulidis, bavullarını toplayıp arkalarına bile bakmadan müzakere otelinden kaçmışlardı…
Geçmişte de Rum liderliği birçok kez müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafı karşısında sıkıştığında masayı terk ederek kaçmıştır. Bu konuda birçok örnek mevcuttur.
Son beş yıllık sürece bakıldığı zaman Kıbrıs Konusunun KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarafından yönlendirildiği açıkça görülmektedir. Bu durum karşısında köşeye sıkışan Rum yönetimi lideri Hristodulidis, masadan yeniden kaçan taraf kendileri olursa suçlanacaklarını ve Kıbrıs Türk tarafının elinin güçleneceğini ön görerek Türk tarafını masadan kaçıracak girişimlerde bulunmaktadır!
AB’nin tek yanlı Kıbrıs Özel Temsilcisi atama girişimi, AB’nin bazı Türk Devletleri ile imzaladığı Stratejik Ortaklık Belgesine Rum liderliğini şantajlarıyla tek satırlık BMGK’nin 541 ve 550 sayılı kararlarının eklenmesi ve son olarak da uluslararası kesimlerin onaylarıyla kurulmuş olan mal tazmin komisyonunun yok sayılarak Kıbrıs Türk tarafını hedef alan davaları sadece hukuki bir konu olmayıp bireyleri doğrudan hedef alan sistematik bir cezalandırma sürecine dönüştürülmüştür.
Türk tarafı, Rum liderliğinin bu ve benzeri oyunları karşısında soğukkanlılığını koruyarak ne masadan kaçacaktır ne de geri adım atacaktır.
Rum liderliğinin takip ettiği bu yöntem, sadece bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmekle kalmayıp aynı zamanda iki devlet arasında sürdürülmekte olan işbirliği sürecine de zarar vermektedir…
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), 2010 yılında aldığı Demopoulos kararı ile Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkin bir iç hukuk yolu olduğunu açıkça teyit etmektedir. AİHM’in, bu kararda mülkiyet meselelerinde yalnızca 1974 mal sahiplerinin değil, uzun yıllardır bu mülkler üzerinde mülkiyet hakkı kazanmış kişilerin de bu haklarının korunması gerektiğini net bir şekilde vurgulamaktadır. Bu karar, mülkiyet ihtilaflarının çözümünde adalet ve hakkaniyeti gözeten bir yaklaşımdır.
Ancak Rum liderliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı kararlarına rağmen, TMK’nın sunduğu yasal çareleri yok saymakta; mülkiyet meselelerini iç mevzuat kılıfına büründürerek, uluslararası hukukun işaret ettiği yolları göz ardı etmektedir. Rum yönetimi, kendi iç hukuk sistemini adalet sağlamak için değil, halkımızın haklarını gasp etmek ve Kıbrıs Türk halkını köşeye sıkıştırmak için kullanmaktadır. Bu tutum, uluslararası hukukun açık ihlalidir ve Rum liderliğinin himayesinde yürütülen bir saldırı politikasıdır.

Halkımız umutlarıyla oynayanlara gereken cevabı sandıkta verir!
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.