Ergün Olgun

BM Kıbrıs’ta ilkesiz bir yaklaşım sergiliyor





Eşitler arası etnik veya ulusal ihtilafların çözümü birtakım gerekliliklerin gözetilmesine bağlıdır ve özel bilgi/deneyim gerektirir.

Bu tür ihtilafların maddi olmayan (soyut) boyutu maddi boyutundan etkendir çünkü genellikle bu tür ihtilaflarda duygular, önyargılar ve saplantılar hakimdir.

Diğer yandan bu tür ihtilafların neticelendirilmesinde eşit haklar, eşit statü, mütekabiliyet gibi maddi olmayan ilkelerin gözetilmesi ihtiyacı vardır.

Kıbrıs ihtilafının kök nedeninde duygular, önyargılar ve saplantılar yatmaktadır. Kıbrıs’ın bir Helen adası olduğu inancı bir saplantıdır ve bu saplantı aşılmadan bu ihtilafın eşitlik zemininde sonuçlandırılması mümkün değildir.

Bu nedenle bu tür ihtilafların sonuçlandırılmasında ilkin ihtilafa yol açan soyut kök nedenlerin ele alınmasına ve buna paralel ve bağlı olarak uzlaşının temel ilkelerinin gereklerinin (ki Kıbrıs ihtilafında bu temel ilke eşitliktir) gözetilmesine ihtiyaç vardır.

Kıbrıs’ta ne yazık ki bu ihtilafa sebep olan saplantı hakimiyetini sürdürmekte ve Kıbrıs Türk Tarafının eşit hakları ve statüsü pratikte gözetilmemektedir. Bu koşullarda anlamlı ve sonuç alıcı müzakere yapmak ve eşitlik ilkesini gözeten bir sonuç elde etmek mümkün değildir. Bu nedenle 1968’den beri yürütülen müzakerelerden sonuç alınamamıştır.

İhtilafların çözümü bilim dalına göre sonuç alıcı ve anlamlı müzakere tarafların anlaşmazlığı çözmeye karşılıklı olarak güçlü ihtiyaçları olduğu; değer verdikleri hedeflere tek başlarına ulaşamadıkları; mevcut statükodan eşit derecede zarar gördükleri; tarafların müktesep/meşru haklar ve eşit statülerinin gözetildiği; ve karşı tarafla anlaşmaya vararak (yani karşılıklı bağımlılık koşullarında) hedeflerine ulaşabileceklerini anladıkları zaman mümkün olabilir. Bu noktaya uzlaşı için kıvam noktası denir. Bu şartlar Kıbrıs’ta mevcut değildir.

Kıbrıs ihtilafını çözmek için üçüncü taraf olarak iyi niyet misyonunu üstlenen BM Genel Sekreterlerine Kıbrıs’ta eşitlik zemininde bir sonuca varılabilmesi için yukarıda sözü edilen kıvam şartlarının hazırlanmasına katkı koymaları gerektiği defaten anlatılmıştır. Ne yazık ki BM teşkilatı uzlaşı için gerekli şartların hazırlanması konusunda kayda değer bir adım atmamıştır.

Özetle, müzakere şartları ve buna bağlı müzakere süreci sonucu belirlemede etkendir. Müzakerede kıvam noktasına gelinmemişse ve eşit haklar ile eşit statü gözetilmiyorsa böyle bir müzakereden bütün gerekleriyle eşit hakların ve eşit statünün gözetileceği bir sonuç elde etmek mümkün değildir.

İşte tam da yukarıdaki nedenlerle 2020 yılında Kıbrıs Türk Tarafı gerek süreçteki eşit hak/statü dengesizliğini/eşitsizliğini giderecek, gerekse Rum Tarafının hegemonyacı zihniyeti karşısında Kıbrıs Türk Tarafını daha etkin bir şekilde koruyacak yeni bir politika geliştirmiştir.

Eşitlik eşit hak, eşit statü ve eşit fırsat anlamını taşır. Karşımızda fiili olarak uluslararası statü ve tanınmışlığa sahip egemen bir Rum devleti bulunmaktadır. Ortak zemin ve uzlaşı şartlarının oluşabilmesi için tarafların eşitliğinin gereği olarak Kıbrıs Türk tarafının da ayni uluslararası statü ve haklara sahip olduğunun kabulü ve teyidi gerekir. Aksi takdirde eşitlik bozulacak ve Kıbrıs Türk Tarafı, adı ne olursa olsun, fiili Rum devletine tabi bir duruma düşecektir. Bunu önlemek için Kıbrıs Türk Tarafı yapıcı bir yaklaşımla özden gelen eşitliğinin gereği olarak egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün teyidi üzerine adada fiili olarak mevcut iki Devlet arasında ne derinlik ve genişlikte kurumsal iş birliği ilişkisi geliştirilebileceğinin müzakeresinin başlayabileceği teklifini yapmıştır. Bu teyidi istemek özden gelen eşit hak ve statümüze saygı gösterilmesi talebidir. Bu teklif pozitif, gerçekçi ve adada iki tarafın denkliğini gözeten bir tekliftir.

Bayan Holguin etnik ihtilaflar konusunda deneyim sahibi değildir. BM Genel Sekreteri Guterres Kıbrıs’ta resmi müzakerelerin başlayabilmesi için ortak zemin olmadığını defaten teyit etmiştir. Ortak zemin olmayışı Rum Tarafının hegemonyacı zihniyetinden ve bu nedenle iki tarafın özden gelen eşitliğinin gereği olarak Kıbrıs Türk Tarafının da kendilerinin sahip olduğu haklar ve statüye sahip olduğunu reddinden kaynaklanmaktadır.

Esasında Bn. Holguin’den önceki Kıdemli BM Yetkilisi Jane Holl Lute taraflar arasında özden gelen hak ve statü denkliğini teyit yönünde küçük bir adım atarak BMGS’nin 9 Temmuz 2021 tarihli iyi niyet misyonu raporuna “Kıbrıs’ta barış süreci kendine özgüdür; Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar eşit özden gelen haklara sahiptir” ifadesini koydurmuştur. Jane Holl Lute görevden ayrıldıktan sonra Rum Tarafının baskısıyla bu ifade müteakip raporlarda yer almamıştır. Bu BM’nin büyük bir ayıbıdır.

Kişisel Temsilci Holguin ne yazık ki yüzeysel bir yaklaşımla işin kolayına kaçarak umudunu iki liderin vatandaşların sesine ve isteklerine kulak vermesine bağlamıştır. Bu çok yüzeysel bir yaklaşımdır. Bu tür ihtilafların çözümünde beklenen çabuk yapıştırıcı niteliğindeki semptomatik reçeteler değil kök nedenleri göz önünde bulunduran ve tarafların özden gelen hak ve statülerine gerçek anlamda saygılı, sürdürülebilirliği olan sonuçlardır.

BM Kıbrıs’ta ilkesiz bir yaklaşım sergiliyor

Yorumlar kapalı.