Bülent Fevzioğlu

Sn. Kıymet ALİBEY’den “Dört Mevsim Kıbrıs Yemekleri”





“Kıbrıs – Ada Mutfağı”, binlerce yıllık bir tarihten süzülerek, ulaşır günümüze…
Her yemek; bir başka kültür ve medeniyetten, önemli izler taşır…
Bu nedenle hiçbir mutfak, tek başına hiçbir medeniyete ait değildir.
Çünkü mutfaklar, insanlık tarihi boyunca tüm kültürlerden beslenerek gelişir ve geliştirir kendini…
“Kıbrıs – Ada Mutfağı”nda, olduğu gibi…
*     *     *
Son yıllarda ciddi bir ilgi var, Kıbrıs mutfağı yemek kitaplarına…
Bu kitaplar içerisinde en son Sn. Kıymet ALİBEY tarafından yayınlanan, “Dört Mevsim Kıbrıs Yemekleri” adlı kitaptır. Hayırlı olsun, kutlarım.
Işık Kitabevi Yayınlarından okurla buluşan büyük boy, tam renkli ve 128 sayfalık kitabın önsözü, değerli dost, araştırmacı, yazar ve TV program yapımcı ve sunucusu Sn. Eralp ADANIR’a ait. Şöyle der, kitap için:
Sn. Eralp ADANIR’ın
Önsözü…

“Yemek yemenin sadece yaşamsal bir zorunluluk olduğunu düşünürsek yanlış yapmış oluruz. Elbette yaşamsal fonksiyonlarımız için yemek ve sıvı alımı kaçınılmazdır. Yiyoruz, öğütüyoruz, vitaminini kanımıza geçiriyoruz ve metabolizmamızdan atıyoruz… Ama işte “Yemek” sadece öyle bir şey değildir.
Bir toplumun en önemli kültür varlıklarından, o toplumu toplum yapan öğelerden biridir yemek. Bundan dolayıdır ki “yemek kültürü” diye bir kültürden bahsedilmektedir. Ve genelde Kıbrıs Adamız, özelde ise Kıbrıs Türk Yemek Kültürümüz, bu toplumun varoluş sebeplerinden biridir. Biridir de bunu sulandırmadan, dejenere etmeden, ninelerimizden günümüze getirip, bu günden de gelecek kuşaklara bırakmanın sorumluluğu her geçen gün daha bir önem kazanmaktadır. Artık yabancı mutfaklara ulaşmak bu kadar kolaylaşmışken, kendimizden olanı da bir şekilde koruyabilmeliyiz. “Şeftaliyi da molihiyayı da severik, be gardaş,” demekle olmuyor işte. Bu konuda araştırma yapmak, uygulamak ve bu tatları, gelenek-göreneklerimiz içerisinde hayatta tutmak, başlı başına bir varoluş direnişidir.
Anneannemin annesi Düriye ninemin bir yemeği (ki bunu rahmetli anneannem, annem de yapardı) hiç aklımdan çıkmıyor meselâ. Bugün et yemeyen birisi olarak bu yemek her zaman aklımda. “Ciğer Yahnisi”. Yaşı çok ilerlemesine rağmen o yıllarda Düriye ninemin eline iki bıçak alıp bunları bir birine ters tutarak ciğeri küçücük parçalara ayırması hâlâ gözümün önünde. Sonrasında yahni haline getirildiğinde ise bambaşka bir yemek çıkıyordu ortaya. Bu gün yapanlar var mı, bilmiyorum.
Günümüzde azımsanmayacak derecede “yemek kitapları” yayınlanmaktadır. Elbette herkes kendine göre bir “belgeleme” işine giriyor ki, bu çok güzel çalışmadır. Ama Kıymet Ablamız, bugüne kadar (en azından benim şahit olabildiğim) yayınlanan yemek kitaplarından farklı bir yol izleyerek meraklılarının karşısına çıkıyor. Evet, tariflerin ölçülerini sıralıyor ama onun ötesinde, vereceği her tarif öncesinde komşuları, arkadaşlarıyla konuyla ilgili bir diyaloğunu ya da kendi küçük hikâyesine yer veriyor. Bu da kitabı daha içten, daha sıcak kılıyor ve okurken adeta evde Kıymet Abla yanınızdaymış gibi hissediyorsunuz.
Yemek yemeyi sevmekle birlikte elimden geldiğince yapmayı da çok seviyorum.
Kendimce denemeler yanında, bildik klasik yemekler yapmaya kalkıştığım da oluyor. Bu yazımı kaleme alırken bahçemdeki asmadan yaprak toplayıp çok sevdiğim yalancı yaprak dolması yapmayı deneyeceğim meselâ. Ama Kıymet Abla’nın kitabına bakınca daha nice denemelerim olacağını sezinliyorum kendimde.
Her kesin tadı yerinde, okuru bol olsun…”

Yazarın Hikâyesi…

   Kitabın yazarı Sn. Kıymet ALİBEY de “Hikâyem” başlığı altında şu bilgileri paylaşır, okurlarıyla:
   *     *     *
“1944 yılının Ekim ayında Limasol’da doğdum. 1963 yılında 19 Mayıs Lisesi’nden mezun olduktan hemen sonra, 63 olayları başladı. Çok istediğim halde, maddi imkânsızlık nedeni ile yükseköğrenim için Türkiye’ye gidemedim. 1964-1968 yılları arasında Limasol Maarif Anaokulu’nda geçici öğretmenlik yaptım.
Bu arada evlendim, iki oğlum oldu. 1969’dan itibaren yabancı bir şirkette pazarlamacı ve grup yöneticisi olarak çalıştım. Bu görevim esnasında birkaç kez yurtdışına gitme imkânım oldu. 1974 savaşı çıkınca, Kasım ayında kuzeye geçmek zorunda kaldık. Eşimin görevi icabı Çayırova’ya yerleştik. İşsiz kalmıştım. Önceleri bir yıl Devlet Emlak Malzeme Dairesi’nde geçici işçi olarak Maraş tahliyesinde çalıştım. Devlet sınavlarına girip 30 yaşında kamu görevlisi oldum, Limanlar Dairesi’nde çalışmaya başladım ve emekli olduğum 2004 yılına kadar bu dairede görev yaptım.
Küçük oğluma ders çalıştırırken okulda öğrendiklerimi tekrarlamak imkânı buldum. Üniversite sınavlarına girdim ve Açık Öğretim Fakültesi’nde İşletme okudum. Her gün otobüs ile iş yerine giderken kitap okuyor, soru çözüyordum.
2002 yılında 58 yaşında üniversiteden mezun oldum.
2003 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Halkla İlişkiler masteri yaparken oğlum yaşlarında öğrenciler ile ilk gün sınıfın kapısında karşılaşmamız hâlâ aklımda. Beni ders öğretmeni sanıp Alman Hocamız gelince çok şaşırmışlardı. Hele; Alman hocamızın ilk konuştuğumuzdaki davranışını hiç unutamam. Kendimi anlattığımda devlet dairesinde çalışmakta olduğumu, iki yıl içinde emekli olacağımı ve sadece çok istediğim için burada bulunduğumu söylediğim zaman pek inanmamıştı. İlk proje ödevim ‘Semiotics on Food’ idi. Bu konuda İngilizce, Türkçe ve Rumca yemek kitaplarını okudum, komşularla arkadaşlarla görüştüm. Projemi sunacağım gün sınıfa yarısı koyu, yarısı açık renk pekmezli kek ile girdim ve sunum yaptım. İşte benim yemek ile yazıyı buluşturma hikâyem böyle başladı. Sonra da onunla arkadaş olduk.
Tezimin konusu da Kıbrıslı kadının yemek kültürü üzerine olduğu için civar köylerde, komşularım ve arkadaşlarım arasında araştırma yapma fırsatı buldum.
2004 yılında yaş haddi nedeniyle emekli olduğumda yapacak çok işim vardı. Annan Planı’ndan sonra gerek Avrupa Birliği gerekse Amerika’nın bazı yardım kuruluşları Kuzey Kıbrıs’ta derneklerin güçlendirilmesi, yeni dernekler kurulması için eğitimler düzenlemeye başlamışlardı. Bu eğitimlerin hemen hemen tümüne katıldım. İki toplumlu eğitimlerimiz de oldu.
Ve ilk derneğimiz Karpaz Dostları Derneği’nde hem kurucu ve faal üye hem de başkan yardımcılığı yaptım. Daha sonra Büyükkonuk’ta Eko Turizm Derneği’nde hem kurucu, faal üye hem de Başkanlık yaptım. Her iki dernekte de projeler yapıp AB fonlarından yararlandık.
Büyükkonuk’ta ilk Eko Gün festivalinin gerçekleştirilmesinde köy kadınlarının bu festivallerde yer alıp ürünlerini satmalarını teşvik etmekte gönüllü olarak çalıştım. Bu arada köy kadınları veya komşularım ile yapmakta olduğumuz Kıbrıs yemeklerini bir yere kaydetmek, unutulmamalarını sağlamak, torunlarımın veya eline geçecek herhangi birine benim zamanımdaki yemek tariflerini alışkanlıklarımızı, geleneklerimizi aktarmak istedim.
İlk tariflerimi 2OO6’da yazdım. Üç ayda bir yayınlanan bir dergide İngilizce olarak birkaç kez yayımlandılar. O tarihten beri ara sıra yazmaya devam ettim.
Kitaptaki tarifler geleneksel Kıbrıs yemeklerine aittir. Annelerimizin, ninelerimizin yemeklerini kaydedip saklamak istedim. Bunu yaparken yemek tariflerini paylaştığım dostlarım, arkadaşlarım ve komşularımla yaşadıklarımızı da aktardım. Anlattığım bazı kişiler aramızdan ayrıldı. Kimileri başka başka yerlere taşındı. Kimileri yurt dışında… Fakat anılar burada saklı. Günlük tutar gibi yazdım, mevsimlere göre sınıflandırdım. Yemek kültürümüzün, tariflerimizin yaşatılmasına, unutulmamasına, tanıtılmasına az da olsa bir katkım olursa ne mutlu bana.”

Sn. Kıymet ALİBEY’den “Dört Mevsim Kıbrıs Yemekleri”

Yorumlar kapalı.