Akay Cemal

Önce asayiş, sonra iş!






Ülkede yabancı sayısı arttıkça olumlu veya olumsuz etkilerini de görebiliyoruz. Ancak olumsuz etkiler, olumluları bastırıyor. Meydan bulup atlarını oynatmaya başladılar ya, Allah Türk polisinin yardımcısı olsun. Zamanında Limasol’da da az mı olaylar olurdu yabancılar ve özellikle Rus vatandaşları arasında? Benzeri olaylar şimdi de kuzeyde başladı. Örneğin Girne’de bir işyeri içerisinde ölü olarak bulunan Rus vatandaşı Mikhail Kamyshanov’un cinayete kurban gittiği ve boğularak öldürüldüğü ortaya çıktı.

Olayla ilgili olarak 1’i kadın, ikisi erkek Ukrayna vatandaşı 3 kişi tutuklandı. Cinayetin para için işlendiği ifade ediliyor. Kısacası Rusya-Ukrayna savaş halinde iken, sığınak olarak kullandıkları bu güzelim ülkede de kendi aralarında savaşıyorlar. Ancak buradaki savaş farklı. Toprak için değil, para için!

Bir başka olay da, Edremit köyünde Rus uyruklu kadının evine girip 30 bin dolar değerinde ziynet eşyası ve nakit para çalan yine yabancı uyruklu Ekaterina A. Golubeva ve Stannislav Pshenichnyy isimli iki kişi tutuklandı.

Bu olay da 3’üncü ülke vatandaşlarının bu ülkede ne kadar çoğaldıkları ve içlerinden bir kısmının suça ne denli meyilli olduklarının göstergesi… Allah Türk polisine güç-kuvvet versin.

Cinayetin, soygunun, darpın, tecavüzün milliyeti yok! Mesela havaalanında ülkeden çıkış yapacak 4 kişinin valizlerinden para, ziynet eşyası ve çeşitli eşyalar çalan İstanbul Handling’deki 3 bagaj toplama görevlisi tutuklanmış. Bunları da gördükten sonra, yolcu valiziyle mi uçağa girsin? Yasak olduğuna göre ne yapsın? Bu tür olaylar KKTC’nin saygınlığına gölge düşürmez mi? Elbette bazı ülkelerde de benzeri olaylara rastlanabilir. Ancak kendimizi tanıtabilmek için çırpınıp dururken, gelen yabancı veya yerli yolcunun, ‘acaba bagajım açılır ve içinden bir şeyler çalınır mı’ korkusu ve düşüncesi turizme vurulan en ağır darbedir.

Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanı Erhan Arıklı varsın pirincin taşını ayıklasın.

Dedik ya hırsızın-uğursuzun milliyeti yoktur.  Örneğin Minareliköy’de bir marketten 630 TL değerinde eşofman üstü çalan ve Güney Kıbrıs’a kaçan Kıbrıslı Rum Helen Haralambus 12 gün sonra kuzeye geçince tutuklandı ve bin 200 TL para cezasına çarptırıldı. Üç gün tutuklu kalan zanlıya Yargıç bir fırsat verdi ve hapis yerine para cezasına çarptırdı. Yargıcın kararı, Türk adaletine olan güvenin bir göstergesi. Bunu da böyle değerlendirmek gerek.

İsterseniz bilançoyu daha da genişletebiliriz. Mesela Sri Lanka uyruklu bir kadınla bir erkek havaalanından sahte pasaportla çıkış yaparken yakalanmışlar. Girne’de polis, Nijerya uyruklu 3 kişinin evine baskın yaparak uyuşturucu, hassas terazi TL, Sterlin, Euro, Dolar bulmuş. Dahası yasa dışı yollardan Güney Kıbrıs’a gitmek isterken yakalanan kişinin 924 gündür KKTC’de kaçak yaşadığı ortaya çıkmış.

Polis hangi biriyle uğraşsın?

Ve gelelim Dr. Gülgün Vaiz’in isyan edercesine haykırışına. Çetelerin etrafta rahatça kol gezdiğini söyleyen Dr. Vaiz, son 1 ayda evine hırsız girmiş en az 15 aileyle konuştuğunu söyledi, “İnsanlarımızı soyup soğana çeviriyorlar” dedi.

Bunları söyleyen bir doktor hanım. Ve en sonunda ‘Yazıklar olsun’ diyor. Hükümet edenlere açıkça mesaj veriyor, ‘daha ne duruyorsunuz?’ anlamında! Ülkede pahalılık ve buna paralel olarak geçim zorluğu arttıkça hırsızlık ve soygun olayları da hızla artmaktadır. Asayiş bu ülke insanının en doğal hakkı olduğuna göre, bu haktan halkımızı mahrum etmeye kimsenin hak ve yetkisi yoktur. Asayiş olmadan iş yapılmaz. Önce asayiş, sonra iş!

***

Sayın Mehmet Can’a

bir özür borcumuz var

 

27 Kasım 2023 tarihli köşe yazımda Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nı konu ederken, gelmiş geçmiş başkanlardan da söz etmiş, isimler vermiştim. Hatta unuttuğum var mı diye bir-iki arkadaşa da sormuştum. Böyle olmasına rağmen, tanınmış iş insanlarımızdan, saygıdeğer dostum Mehmet Can’ın ismini bir dalgınlık eseri olarak yazmayı unutmuşum. Aynı zamanda Türk Mukavemet Teşkilatı’nın öncülerinden ve Sanayi Odası’nın kurucularından olan Mehmet Can, Ticaret Odası başkanlığı döneminde, Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları ile yakın ilişkiler oluşturmuş, karşılıklı temaslara ve işbirliğinin artırılması yönündeki çabalara öncülük etmişti. Ticaret ve Sanayi Odalarına yaptığı hizmet ve katkıları unutabilmek mümkün değildir.

Bizde, düğün davetiyesi dağıtılırken bile, çoğu defa en yakınlarına verme unutulur diye bir söz var. Bizdeki yanlışlığı da bu çerçevede değerlendirmek gerek. Tanınmış iş insanı Mehmet Can ve ailesine sağlık ve mutlu bir yaşam dileklerimle…  (Akay Cemal)

***

Aktaş ve Mustafa Yıldırımer  Lefkoşa’da,

Şöhret Çimen de Mutluyaka’da defnedildi

 

Kahraman Mücahit ve Emekli Eğitim Müfettişi, Aktaş ailesinin değerli büyüğü Ahmet Aktaş dün Lefkoşa’da son yolculuğuna dualarla uğurlandı. Tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyuruldu. Sevgili eşi Emine Hanım, kızı Ajda Aktaş, oğlu Merter Aktaş, gelini Başak Aktaş, torunları Ahmet Can Bozkurt, Irmak ve İpek Aktaş, aile dostu Yuşa Korkmaz, “Aile büyüğümüz, kahraman babamız” diye tanımladıkları Ahmet Aktaş’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içerisinde olduklarını ifade ederek, nur içinde yatmasını dilediler.

Creditwest Ailesi de, bankanın Sarayönü Şube Müdürü Ajda Aktaş’ın değerli babası Ahmet Aktaş’a Allah’tan rahmet, yaslı ailesine sabır ve başsağlığı diledi, nur içinde yatmasını, mekânının cennet olması temennisinde bulundu.

Yine tanınmış simalardan, merhume Nefise Hanım’ın eşi, iyi insan Mustafa Yıldırımer’in  (83) dün Lefkoşa’da toprağa verildiği tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyuruldu. Evlatları Akile-Mehmet Arnavut, Hasan-Aynur Yıldırımer, Pembe -Bayram Ergün, torunları Mustafa Can Arnavut,    Mustafa Yıldırımer, Nefise ve Efe Ergün, Mert ve Emre Arnavut ile Nezire Yıldırımer, sonsuz acı içinde olduklarını ve yokluğuna asla alışamayacaklarını belirttiler, ‘Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun” dediler.

Bu arada Mutluyaka’da Çimen ailesinin çınarı, merhum Faruk Çimen’in eşi yardımsever insan Şöhret Çimen dün kendi köyünde son yolculuğa uğurlandı. Tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyuruldu. Çocukları ve eşleri Hüseyin-Filiz Çimen, Şerife-Ali Sertbay, Ece-Hasan Lisani, torunları Emine-İlkay Aykan, Şöhret-Hasan Bilal, Berkcan, Beril ve Mertcan Lisani, Faruk Sertbay, Talin Aykan, yokluğuna asla alışamayacaklarını belirttiler, nur içinde yatmasını, mekânının cennet olmasını dilediler.

Diğer yandan aslen Köprülü (Kukla) köyünden olup, uzun zamandan beri Lefkoşa’da ikamet eden Mustafa Temuçin, Köprülü’de defnedildi. Ailesi ve sevenleri nur içinde yatmasını dile getirdiler.

 

Önce asayiş, sonra iş!

Yorumlar kapalı.