Akay Cemal

Madem ki ışık yok, biz de kendi ışığımızla yürüyelim





Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamasında, “Tünelin ucunda ışık görülmüyor” dedi. Sorunun içinde bulunulan aşamada çıkmaza girmiş durumda olduğunu ifade eden Kombos, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar ile düzenli bir iletişimleri olduğunu ve Hristodulidis’in Holguin’le sık sık konuştuğunu dile getirdi.

Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüde ısrarcı olduğunu ifade eden Kombos, Rum tarafının tavrının belli olduğunu söyledi, BM Güvenlik Konseyi çerçevesi dışında hiçbir müzakere olamayacağını vurguladı.

Bu ülkede geçmişte müzakereler devam ederken, tünelin ucunda ışık çok arandı. Denktaş-Kliridis döneminden beri! Bazı hallerde ışığın görüldüğü, ancak yeterince aydınlatma olmadığı, bazı zamanlar ışığın parladığı, ancak gidilecek yolda ne tür engeller olduğu net olarak yansıtılmadı.

Madem ki tünelin ucunda ışık görülmüyor, başlıkta da vurguladığımız gibi, kendi ışığımızla yürümek, ilerlemek zorundayız. Rum tarafı öyle yapmıyor mu? Görüşme yaparmış, müzakere edermiş gibi görünür, ama sonuçta kendi işine gücüne bakar. Bir başka deyişle zamana oynar ve Türk tarafını müzakere masasında tutsak etmek ister. Esas amaç bu olduğuna göre, tünelin ucunda ışık görülebilir mi?

O halde KKTC olarak kendi ışığımızla yürümek zorundayız. Bu ülkenin yığınla sorunu vardır. En başta da çevre ve trafik sorunu… Ne kadar temizlik yapılırsa yapılsın, gönüllüler ne kadar çöp toplarsa toplasın, çevre sınavını geçtiğimiz söylenemez. Hele Türkiye’nin birçok kentine veya gelişmiş herhangi bir ülkeye gidip de dönüldüğünde, ülkede olmaması gereken çirkinliği daha net görebilir, ‘üstesinden niye gelemiyoruz’ diye kendi kendimizi sorguluyoruz.

Avuç içi kadar bu ülkede trafik durmadan can alıyorsa ve önlenemiyorsa, elbette nedenleri vardır. Aşırı hız ve alkollü araç kullanma bunların başında geliyor. Yolda giderken telefonla görüşme, hatta mesajlaşma sürücünün dikkatini dağıtır ve kaza kaçınılmaz olur. Bunlara bir de çoğu yerde yolların yürekler acısı durumunu eklersen vay halimize! Değil ara yollarda, ana yollarda bile ışıklandırmanın hiç de yeterli olmadığını yaz da yaz usandık, televizyon ekranlarında söyle de söyle dilimizde tüy bitti.

Gemikonağı’nda bankta arkadaşı ile otururken bir arabanın çarpması sonucu Pakistan uyruklu öğrenci Naveed Akbar’ın (26) hayatını kaybettiği yerde toplanan ailelerin feryatları, bu ülkede trafik sorununun ne denli önemli ve ciddi olduğunun göstergesidir.

Girne-Tatlısu anayolunda meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybeden 30 yaşındaki motosiklet sürücüsü Cemre Yönet’in annesi Gönül Sağır, yılbaşından bu yana 21 kişinin trafik kazalarında hayatını kaybettiğini anımsatarak ve gözyaşları dökerek şöyle dedi:

“Trafik kurallarına uymayan sürücüler yüzünden canlar gidiyor. 4 ay önce ben de oğlumu sarhoş bir sürücü yüzünden kaybettim. Masum çocuklarımız mezarda, biz sürekli ağlıyoruz, acı çekiyoruz. Sarhoş sürücüler, uyuşturucu içip direksiyon başına geçenler cinayetle yargılanmalıdır. Çocuklarımızı sarhoş sürücüler öldürsün diye büyütmüyoruz.”

Mesaj gayet açık ve net…

Daha nice sorunlar var bu küçük ülkede. Eğitimdeki sorunları, sahte diploma olaylarını, et olayını unutmuş değiliz. Ülke nüfusunun artmasıyla hayvan sayısının yetersizliği karşısında uzun vadeli ne tür çalışmaların yapıldığı kamuoyuna açıklanmalıdır. Vatandaşın en başta gelen şikâyetlerinden biri de kuşkusuz pahalılık olup, denetim yetersizliğinden de yakınılmaktadır. Allah aşkına bu mevsimde domates ve salatalığın 60 TL’den satıldığı bir başka ülke var mıdır? Bazı marketlerde domates de gerçekten domates olsa! Türkiye’de bu tür domatesi hayvanlara yedirirler.

Daha ne yazalım yani, ülkede yapılacak o kadar çok iş var ki, onlara odaklanmalıyız. Madem Rum tarafı, tünelin ucunda ışık yok diyor, biz de kendi ışığımızla yürüyelim.

 

Madem ki ışık yok, biz de kendi ışığımızla yürüyelim

Yorumlar kapalı.