Akay Cemal

Dr. Küçük’ün Türkiye hassasiyeti





Önceki gün Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ı andık, bugün de Kıbrıs Türk halkının Varoluş ve Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük’ü anıyoruz. Kıbrıs Türkünün kutsal mücadelesi derken, ilk akla gelen iki isim: Dr. Küçük ve Denktaş! Üçüncü isim ise her ikisinin de mücadele arkadaşı olan Osman Örek.

Bu gibi etkinliklerde genellikle varoluş mücadelesinde verilen hizmetler, yapılan fedakârlıklar dile getirilir ve yeni kuşaklara aktarmalarda bulunulur. Esasında yeni neslin Dr. Küçük, Denktaş ve dava arkadaşları hakkında çok bilgi sahibi olmaları gerekir. Bilgi sahibi olduktan sonra, nerden nereye geldiğimizi daha iyi anlarlar, çok zor koşullardan geçerek bir devlet sahibi olunmasının paha biçilmez olduğunu idrak ederler.

Siyasilerin yaptıkları konuşmalar, yayınladıkları bildiriler bir yana, biz, gerek Dr. Fazıl Küçük gerekse Denktaş ve Osman Örek ile olan anılarımızı aktarmayı uygun bulduk; ancak bu anıların çoğu yine milli davanın bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Geçen günkü yazımın başlığı “Denktaş’ın Alman Kurt köpeğinden az çekmedim” idi. Bugün de Kıbrıs Türk halkının Varoluş ve Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük’ten bir anımı siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.

Dr. Küçük’le uzun yıllar birlikte çalıştık. Bazen Halkın Sesi’nde aynı odayı paylaştık. Kıbrıs haricinde olmadığı dönemlerde, bir köye gitse, bir etkinliğe katılsa dahi, önce gazeteye uğrar, sonra evine yatmaya çıkardı. Halkın Sesi onun kızı ve oğlundan sonra üçüncü evladıydı. Genellikle saat 23.00’ten sonra uğrardı gazeteye. O an yazı işleri kadrosu olarak görev başındaydık. “Haberlerde yeni bir şey var mı, Ankara Radyosu’nu dinlediniz mi?” diye sorardı. O konuda çok duyarlıydı ve taviz vermezdi.

O zamanlar bizler pek akıl erdiremesek de Doktor’un Türkiye’de olup bitenlerin neler olduğu ve Kıbrıs konusunda herhangi bir açıklama, demeç olup olmadığını merak ettiğini anlardık. Ne TRT vardı o zaman ne de başka bir şey! Türkiye’de bir tek Ankara Radyosu vardı, o da uzun dalga üzerinden yayın yapardı. Herkesin kulağı Ankara Radyosu’nun son haberlerindeydi. Bir akşam dalgınlıktan programı kaçırmayalım mı? Kara kara düşünüyor, Dr. Küçük’e ne diyeceğimizi hesaplıyorduk. Doktor, her zamanki gibi “Ankara Radyosu’nu dinlediniz mi?” diye sorduğunda, dut yemiş bülbül misali başımızı öne eğdik ve sustuk. Doktor haklı olarak fena halde öfkelenmişti, sinirden ağzından adeta köpükler savruluyordu. “Ben size kaç defa söyledim, bu radyonun 11 bülteni dinlenecek ve ona göre gazete kapanacak!” diye öyle bir fırça attı ki, tıs diyemedik. Haksız değildi çünkü Anavatan Türkiye’den beklentiler vardı. Kıbrıs konusunda Türkiye yetkilileri sürekli bilgilendiriliyor ve buradaki durum hakkında aydınlatılıyorlardı. Ankara, kendisiyle devamlı irtibat halindeydi ve mücadelenin rotası ona göre ayarlanıyordu. Türkiye ile hiç irtibatı koparmadılar. Ada’daki varlığımızdan, egemenliğimizden asla taviz vermemek için her yolu denediler ve bir devlet sahibi olmanın temellerini atılar.

Kıbrıs Türk tarihine damgasını vuranların mücadelesi olmasaydı, bugün bir devlet sahibi olabilir miydik? Dr. Küçük’ün en zor koşullarda bu halka bir yol haritası çizmesi ve Atatürk’ün izinde yürünmesiyle bugünlere geldik. Bu devleti sahiplenmek görevimizdir.

 

Dr. Küçük’ün Türkiye hassasiyeti
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.