Ahmet Tolgay

Yürüyen çok, ilerleyen az





MİNİ YORUM: Bayram öncesi piyasamıza sürülen ithal etin ilk partisi tüketici tarafından adeta kapışıldı… Pişirip afiyetle tüketenler arasında hiç şikayet edene rastlanmadı… Bu arada ısrarla soranlar var: “Güney Kıbrıs’ta taze karkas et daha ucuz olduğuna göre neden Güney’den et ithaline izin verilmiyor?..” Bunun yanıtı belli: Çünkü Güney’den yapılacak et ithali Avrupa’dan yapılandan daha ucuza gelmez… Kilosu 375 TL’ye Güney’den et ithali yapabilir miyiz?.. AB üyesi Güney Kıbrıs, et fiyatlarında bizden daha ucuz olsa da, henüz et üretiminde Avrupa standartlarını yakalayamadı…

*

* KKTC Dışişleri Bakanlığı taşı gediğine koydu: “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, BM’nin adaya konuşlanmasının 60’ıncı yılı vesilesiyle düzenlediği etkinlikle sorunun 1964’te başladığını itiraf etmiş oldu…” Ha şöyle!..

* “Kapıda vize” duyumlarının cazibesine kapılıp Yunan adalarına akın eden Türkiyeli turistler “kotanız doldu” gerekçesiyle geri çevriliyorlar… Turistin Türkünü bile istemez bu adamlar… Turistin Türk’üne kota koyarlar… Onlar da Türk adası KKTC’ye gelsinler… Ne kapıda vize, ne de kota var… Bayramda KKTC otelleri yüzde yüz doluluğa ulaşamadı…

* Lefkoşa’da ölen kapı komşusu yaşlının evine dalıp yükte hafif, pahada ağır ne varsa götüren adam yargı huzurunda… Yorumum mu?.. 3 kelimelik: Ganimetçiliğin ruha işlemesi!..

* Türk TV kanallarında her yıl gösterime sunulan klasik film: Kaçan kurbanlıklar, kaçanları kovalayanlar, kendi kendilerini kesen kasaplar!..

* Trafik kazalarının ürkütücü bilançosu ile Hac’da ruhunu teslim edenler ise Kurban Bayramı’nın diğer  korku klasikleri…

* “Orucu halâ neyin bozduğunu bilmeyen insanlar, kurbanı da kesmesini bilmezler!..” (Teşekkürler İbrahim Erkan Manavoğlu)

* Adab-ı muaşeret… Acaba anlamını ve uygulamasını bilen kaç kişi kaldı?..

* Bir zamanların “Türk’ten Türk’e kampanyası”nı dillerine dolayanlar, aynı dönemde  “Rum’dan Rum’a”, “Ermeni’den Ermeni’ye” ve hatta “İngiliz’den İngiliz’e” kampanyalarının da en radikal biçimde var olduğu gerçeğini niye ısrarla karartırlar?.. Öylesi bir ortamda Türk de “Türk’ten Türk’e moduna girmekten başka ne yapabilirdi ki?..

* Korkunç ve orantısız etnik rekabetlere  karşı Kıbrıs’ın Türk’leri de “Türk’ten Türk’e kampanyası” başlatmamış olsalardı bir çarşının sahibi bile olamayacaklardı…

* Faşizme koşan aşırı sağcıların egemenliğine giren Avrupa Parlamentosu’nda ELAM yer bulmamış olsaydı şaşardım…

* “Genel nüfus ne olduğunu bilmiyor ve bunu bilmediğini bile bilmiyor” diyen Noam Chomsky öldü… Işığını yayıp gidenlerdendir, ışıklarda uyusun…

* Haftanın öğüdü Ömer Hayyam’dan: “Terbiye, ne zaman konuşacağını bilmektir. Ahlâk, konuşanı dinlemektir. Edep, konuşanın sözünü kesmemektir. Akıl, her konuşanı onaylamamaktır…”

* Demiş ki; “Kelime çok, anlam az… Geveze çok, konuşan az… Yürüyen çok, ilerleyen az…” Jim Carrey.

* Büyük harflerle yazılması gereken: DURUM ŞU Kİ, KERVAN YÜRÜMESE DE,  İT HEP ÜRÜR…

* Temel’in dünyası: Temel, balık ağırlıklı mutfağı olan ve “denizden babam çıksa yerim” sözünün sıkça tekrarlandığı evde 8 yaşına bastığı gün plaja götürülür… Babası Dursun denize girip keyif yaparken Temel annesine sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar: “Denizden çıktığında babamı yemeyelim, ne olur…”

* Ve dizeler… Yine Ömer Hayyam’dan: “Yolumun üstünde bir tuzak kurdun / Bir de diyorsun ki, ‘yürü, iznim var’ / Cihanda kudretin her şeye hâkim / Beni yürüten sen. Adım günahkâr…”

Yürüyen çok, ilerleyen az

Yorumlar kapalı.