Ahmet Tolgay

Yeni yılın 11’inci gününde





ESKİ YIL – YENİ YIL: Bugün on birinci günü… 11 gününü tükettik bile… Yeni yılı da eskitmeye başladık… Oysa nasıl bir tantana ile karşılanmıştı eskitmeye başladığımız bu 2026!..
Hadi gelin, bizi 365 gün sırtında taşıyan ve adına “yıl” dediğimiz zaman diliminin canlı bir varlık olduğunu düşünelim şimdi…
Ve o tahayyül ettiğimiz canlının sayılı günlerinin sonunda hakkımızda neler düşünebileceğini de tahayyül edelim bu arada… Kurgumuz bu olsun..
365 gün önce insanların inanılmaz ve orantısız tantanası ile karşılanan her yeni yıl, ömrünün sona erdiği 365 günün sonunda yine inanılmaz ve orantısız bir neşe ve sevinçle yerine yeni gelenin karşılandığını, kendisinin de tekme, sille tokatla zamandan ve ortamdan kovulduğunu görür…
Bu duruma, 365 günlük takvimsel görevine başlayan yeni yıl da korku ve kaygıyla tanıklık eder… “Sayılı günlerimin sonunda benim sonum da aynen bu olacak” düşüncesiyle…
Buna tanıklık eden bir yılın hakkımızda olumlu düşünmesi, hakkımızda hayırlı olması beklenebilir mi?
Ah biz insanlar… Yeni yıllar ve eski yıllar konusunda bir felsefe deneyimi yaptım işte… Absürt karşılanmayacağı inancıyla efendim…
***
LEFKOŞA KÜLTÜR SARAYI PROJESİ YENİDEN: Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları döneminden kalma, harcanan milyonlarca liraya ve beslenen umutlara karşın yarım kalmış bir inşaat: Lefkoşa Belediye Sarayı’nın dibindeki Lefkoşa Türk Belediyesi Kültür Sarayı projesi…
Başarısızlıkla sonuçlanan daha öncekiler dahil, bunun da temel atma töreninde bulunmuştum… Hızla yükselişini yakından izlerken, inşaatının durdurulmasının ve yıllarca orada bir berduş yuvası olarak çürümeye terk edilmesinin hüsranını da yaşamış olanlardan biriyim…
Ve şimdi:  2026 yılının kıvanç verici hamlelerinden biri olarak inşaatın kaldığı yerden yeniden başlatılacağını Belediye Başkanı Mehmet Harmancı’nın açıklamasından sevinçle öğrendik…
Milyonlar harcanarak karkası tamamlanmış olmasına karşın uzun yıllardır Lefkoşa’mızın sinesinde atıl durumda kalan projenin ihale bedeli olarak 4 milyon sterlin tahsis eden Lefkoşa Türk Belediyesi kutlanmayı hak ediyor… Ağır aksak olsa da devlet işlerinde ve kamu hizmetinde devamlılığın sağlanabildiğini görmek mutluluk vericidir…
Hele hayırlısıyla tamamlansın, içerisinde 550 kişilik bir büyük ve 200 kişilik birer küçük salon bulunan proje, bir kültür sanat merkezi olarak başkent yaşamına renk katacaktır…
Prosedürler tamamlanır tamamlanmaz ihalesi  açılacak olan projenin kaderinin belirlenmesi, tabii ki en fazla tiyatro duayeni Yaşar Ersoy’u sevindirdi… Bu projenin gerçekleşmesine yaşamını adayan Ersoy, duygularını “yalnızca bir inşaat sürecinin değil, bir kentin kültürel vizyonunun ve hafızasının da kaldığı yerden devam edeceğinin müjdesini aldık” diyerek seslendirdi…
Bu müjde aslında bireysel, ya da kitlesel değil, toplumsal boyutludur…
***
VASFİ ERÇAĞ’IN HİÇ DEĞİNİLMEYEN YÖNÜ: Buraya kalıcı bir not olarak düşmek istediğimdir… Vasfi Erçağ’ın, yeni yıl hayhuyu içinde  zamansız ölümü kendisini tanıyanlara acıyı yaşatırken, bu ölümle ilgili taziye mesajlarının hiçbirinde onun eski ve hatta gönüllü bir basın emekçisi olduğunun irdelenmemesi  dikkatimi çekti…
Onun özellikle futbol yazarlığı konusunda basınımıza verdiği çok emekler var geçmişinde… Futbol sahalarının tozunu çok yuttu Erçağ, sporun futbol dalı konusunda bilgilendirmede bulunabilme adına…
“Bozkurt” gazetesindeki günlerimden bunu çok iyi anımsıyorum…
“Bozkurt”un eski arşivleri karıştırılsa, spor sayfalarında onun nice imzasına rastlanır…
Diğer toplumsal konularla da ilgilenirdi hiç kuşkusuz aydın bir insanımız olarak… Ama zihninin ve kaleminin ağırlığını genellikle futboldan yana koyardı… Esas mesleği devlet memurluğu olan Vasfi Erçağ’ı son derece beyefendi ve saygılı bir kimlik olarak tanıdım… Onunla dostluk kurdum ve onu sevdim…
Basınımızın ve radyo haberciliğimizin emektarlarından merhum Mehmet Remzi abimizin de gurur duyduğu damadı idi… Kaybına çok üzüldüm… Baf kökenli olan Erçağ, Kaymaklı’nın saygın sakinlerindendi…
Bu erken gidişin nedenini bilmem… Ama kesin bildiğim şu ki, güzel insan Vasfi Erçağ’ın ebedi mekânı cennet olacaktır…
***
ANDREY TARKOVSKİ DEDİ Kİ: “İnsan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür. 18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar. 20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar. 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini fark eder. Ve insan 25 yaşında ölür, 75 yaşında gömülür.”
Ama o, yine de sinema sanatının görsel gücüyle dünyamızda çok şeyi değiştirmeyi başardı… Besbelli hayalinde çok daha büyük değişimleri gerçekleştirmek vardı…
75 yaşına ulaşamadan gitti…
29 Aralık 1986’da henüz 54 yaşındayken yaşama veda eden Tarkovski için düzenlenen ve yeni yıla da yayılan anma etkinliklerini izlerken, ben de bunları yazayım dedim…
O, şiirsel sinemanın öncüsü olarak bilinir… İnsan ruhunu araştıran filmleri felsefi derinliği, görsel güzelliği ve sembolik anlatımıyla ünlüdür… Sinema sanatının Dostoyevski’sidir kesinlikle…
Diyeceğim o ki, ölmeden önce Tarkovski filmlerini mutlaka izleyiniz… İzlenmeye değer…

Yeni yılın 11’inci gününde
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.