Ahmet Tolgay

Üretim, siyaset ve coğrafyamız





Boyut kazanarak gittikçe büyüyen ve beraberinde kamu malına ağır hasar vermek, yakılan meydan ateşlerine araç lastiklerini atmak ve asayişi korumak adına saf tutan polisin göğsüne ağır iş makinelerinin kepçelerini dayamak gibi huzur bozucu orantısızlıkları da getiren o sarsıcı güncel eylem bu satırları yazdığım sırada onuncu gününde sürmektedir… Ne kadar üzücü!..

Dilerim bu satırlarım okurlarımla buluştuğunda artık bir uzlaşma zemini sağlanmış ve eylemdeki üreticilerimiz de üretimlerinin başına dönmüş olurlar… Geçen günkü hükümet – üretici buluşması başarısız olsa da, bu konudaki umutlarımızı korumaktayız… Çünkü uzlaşmaktan başka bir seçenek ve çare yoktur…

Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği, “toplumsal eylem”, “erken seçim” ve hatta Ankara karşıtlığı içeren vurguları da eylem sathında yankılatan siyasetçileri ve sendikacıları aralarına almakla amaçlarını aştıklarına dair algılar yarattılar… Bu konuda oldukça eleştiri alıyorlar…

Sorun üretim mi, yoksa erken seçim adına hükümeti devirmek ve Ankara ile ilişkileri bozmak mı?… Halk aklıyla alay edilmesine sempatik bakmaz… Neticede eylemcilerin karşılarına esas aldıkları da siyasetçidir ve onlar da siyasi reflekslere girebilirler verecekleri tepkilerde…

***

Üreticiler, stratejik hatalarını sürdürerek ve kendi ayaklarına kurşun sıkarak canlı hayvan satışını durduklarını da açıkladılar… Hoppala!… Öyle bir karar ki, alın da yorumlayın bakalım şimdi!…

Hayvan üretimini daha da pahalılaştırmak, halkı yerel üretimden tümüyle yoksun bırakmak, Güney Kıbrıs’a yönelen et alım akınlarını daha da yoğunlaştırmak, ithal ete halkın ilgisini büyültmek hangi üretici çıkarına ve aklına uyar ki?..

İthal et konusunda yapılan olumsuz propaganda da, bu çığırtkanlığın sahiplerini “inandırıcılık” bağlamında sınıfta bırakıyor… Avrupa’dan AB kriterlerine uygun biçimde getirilecek et konusunda üretilen, hijyen dışı ürün, paketlerdekilerin hayvan maması olduğu, ithal etin salmonella içerdiği türünden şehir efsanelerinin bini bir para… Mali portresi birkaç yüz bin doları geçmeyecek, aylık et tüketimimizin sadece yüze birine eşit, geçici bir ithalatla seçilmiş bazı iş adamlarının, lüks otellerin ve kasinoların ihya edileceği de öne sürülüyor ki, evlere şenlik!…

***

Oysa kuzu etinin mevsimsel olarak daraldığı bir ortamda, geçici bir süre için, belirli miktarda getirilecek olan ithal et aylardır ete ulaşabilmekte zorlanan dar gelirli kitlelerimize bir jest olmaktan başka nedir?.. Gelin görün ki sendikaları da, örgütleri de olmayan o kitlelerimiz seslerini duyurabilme olanağından bile yoksundurlar… Sessiz ve örgütsüz bir çoğunluğumuzdur onlar… Olayın bu boyutunu da görebilmek gerekir…

***

Bazı gerçeklerin daha yakasını açmak ve onları da artık konuşmak zamanıdır… İklim ve coğrafya koşullarımız değiştikçe hayvansal ve tarımsal üretimimiz bu ülkede dar boğazlara girmekte berdevam olacaktır… Bir yandan kuralıkla boğuşulmakta, bir yandan da inşaat patlamalarının yaygınlaşmasıyla tarımsal ve hayvansal üretim alanlarımız gittikçe betonlaşarak daralmaktadır…

Baksanıza, Anadolu suyuyla buluşturulmasına çalışılan Mesarya’mız da inşaat furyasının sarmalına giriyor… Mesarya’nın parsel parsel satışa sunulduğunu yabancı televizyon kanallarındaki reklâm kuşaklarından da öğreniyoruz…

Tarımcılarımız ve hayvancılarımız üretimlerini hangi alanlarda yapacaklar bu gidişle?.. Bir kıta ülkesi değiliz ki biz… Anadolu suyunun şu ya da bu nedenle ülkemize akışının durması halinde yüzleşeceğimiz felaketi ise düşünmek bile istemiyoruz…

***

Söz buraya geldiğinde, önemli iş, yatırım ve düşünce adamlarımızdan Günay Çerkez’in televizyon ekranındaki (20 Mayıs Pazartesi, KIBRIS TV, Elif Şen Çatal’ın programı) durum değerlendirmelerine bir kez daha dikkati çekmek istiyorum…

Günay Çerkez mealen diyordu ki… Artık global bir ekonomiye bürünen ve iklim değişikliklerinin de sarmalına giren dünyamızda üretim ekonomisi de global anlayışla ona göre dizayn edilmektedir… Her ülke kendi koşullarına uygun üretimi yapmakta ve serbest ticaret ağı içinde ürünler global ortamda adeta takas yolu ile paylaşılmaktadır… Kimi ülkede ehven ve ekonomik koşullarda et üretimi yapılırken, kimi ülkede tahıl, kimi ülkede meyve – sebze, kimi ülkede tropikal ürün, kimi ülkede petrol, kimi ülkede ilaç, kimi ülkede ise sanayi ve teknoloji üretilmektedir…

Değişen iklim ve ekonomi koşullarında eğer hayvan üretim sektörü aşılamaz olanaksızlıkları yaşamaya başlamışsa, KKTC de, en başta mahkûm olduğu turizme odaklanarak, üniversiteleri çerçevesinde bilim ve teknoloji üreterek, öte yandan et ürünlerini ise, bu işi çok ucuza başarabilen Avustralya, Yeni Zelanda, Arjantin, İspanya ve Hollanda gibi ülkelerden hızlı bir ithalatla sağlayabilir…

***

 

(Bu yazı Başbakan Ünal Üstel – Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları arasındaki görüşmeden önce yazıldı. Henüz uzlaşma yok… Gözler şimdi yarın yapılacak olan Bakanlar Kurulu toplantısında, oradan çıkacak kararda.)

Üretim, siyaset ve coğrafyamız

Yorumlar kapalı.