Ahmet Tolgay

Savaş tehdidi ve çocuklarımızın geleceği





Her şey apaçık ortada… Güney Kıbrıs savaş hazırlığında… Çığırtkanlığında… Ve tehdidinde…
Biz ise onlardan iyi niyetle güven artırıcı barışçı söylemler ve eylemler bekleyeduralım… Bakın onlar nelerle meşgul… Ateşle oynamakla meşguller…
Yeni özel kuvvetlere, yani komando askerlerine görev yükleme adına Stavrovuni’deki “Stelios Mavrommatis” kampında geçen cuma yapılan tören, “Mağusa’ya tekrar döneceğiz” temalı marşla çınladı…
Rum Lider Nikos Hristodulidis, yeni Rum komandoların yeşil berelerini bizzat takarken, gençlerin ve bilhassa kadınların bu özel kuvvetlere katılmasını teşvik ediyordu…
Baf’ta açılan EOKA müzesinin tüm öğrenciler tarafından ziyaret edilmesine ilişkin çağrısını bu kez de, “Özel Kuvvetler Tanıtıcı Sergisi” için yineledi Hristodulidis… “Özel kuvvetlerin çalışmalarını öğrenmek için daha fazla öğrencinin sergiyi ziyaret etmesini umuyorum.” dedi…
Bakalım daha neler hazırlıyor Hristodulidis… Gerginlik ve kışkırtma ajandası hayli yüklü bu adamın…
*
Sadece KKTC’ye değil, Türkiye’ye karşı da açıkça meydan okuma anlamında olan Lübnan macerasına ise ne buyrulur?
Ateşkese rağmen İsrail, Lübnan’a bir yılda 669 hava saldırısı düzenledi… Saldırılarda 331 kişi hayatını kaybetti, sayısız yaralı ve astronomik değerde yıkım var… Lübnan’ı terk edenlerin sayısı ise gittikçe çoğalıyor! İsrail’in günde en az iki ağır bombardımanı var Lübnan’a…
Lübnan’ın salak yetkilileri bununla ilgileneceklerine, kendilerini biteviye vurmakta olan İsrail’in Doğu Akdeniz’deki sıkı işbirlikçisi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile münhasır deniz alanı konusunda anlaşma yaparlar, ağızları da kulaklarında!
Salaklıkları o boyutta ki, Lübnan’la Rum’un yaptığı anlaşma, Rum’dan çok saldırgan İsrail’in işine yarayacaktır… Ya bunun farkında değiller, ya da Lübnan halklarının aleyhine çalışan gizli MOSSAD ajanlarıdırlar…
Lübnan’ın karma nüfusundan dolayı çeşitli etnik grubun temsilcisinin bulunduğu parlamentonun onayına da sunulmayan bir anlaşma…
Halkları tarafından vatana ihanet suçundan kurşuna dizilebilirler… Buna benzer neler olmadı ki şimdiye dek bu çalkantılı ve uyduruk devlet Lübnan’da!
Bu salakların ya da vatan hainlerinin topuna yuh ki, hem de ne yuh!
Üçüncü Dünya Savaşı’nı Ortadoğu’da başlatacak salaklar güruhu bunlar resmen…
Dikkati önemle çekmek isterim… “Politis” gazetesinin cuma günkü yayınına göre bardağı dolduran damlalardır bu son gelişmeler…
“Politis”in haber kaynaklarına göre “Ankara’dan Kıbrıs’ta gelinen son duruma diplomatik ve askeri müdahale olabilir…”
Türkiye’nin MAVİ VATAN stratejisi açık şekilde saldırıya maruz kalmıştır… Bölgesel güç koskoca Türkiye buna duyarsız kalabilir mi?
*
Kıbrıs Türk halkını devletteki kurucu ortaklığından da, tarihsel süreçten de dışlayan Mart 1964 186 numaralı B.M. Güvenlik Konseyi kararından sonra, bu kararın getirdiği cesaretle aleyhimize yığınla karar çıktı… Bunlara karşı verebildiğimiz tek tepki “yok hükmündedir” ya da “hükümsüzdür” oldu…
Böyle dedik, böyle tepki verdik de ne oldu?
“Yok hükmünde” dediğimiz tüm o kararlar teker teker uygulamaya konuldu ve üzerimizdeki izolasyonlar ağırlaştırıldıkça ağırlaştırıldı.. 1974’ten önce Rum kuşatması altındaki gettolarda adaya dağılmış biçimde ambargolar altında yaşatılan Kıbrıs Türkü, şimdi coğrafi konuma sahip daha büyük ve tek bir gettodan farkı kalmayan KKTC’de yaşatılıyor…
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu son Türk gettosunu da ortadan kaldırmak adına hem siyasal ve diplomatik kararlar almakta ve hem de korkunç biçimde silahlandırılmakta, silahlanmakta ve militarize edilmektedir… Kıbrıs Türkü’nün dahil olmayı düşlediği Avrupa Birliği bile Güney Kıbrıs’a AB kaynaklı bir buçuk milyar avroluk bir silah destekleme kampanyasına imza atabiliyor…
Çeşitli adice kıvırmayla 60 yıldır uzlaşmadan kaçınan Güney Kıbrıs Rum Liderliği Kıbrıs’taki bu son Türk gettosuna son darbesini indirmek için kendisine uygun eşref saati beklemektedir…
*
Değişim adına yürüttüğü kampanyada seçime katılanların küçümsenemeyecek oy oranı ile Cumhurbaşkanlığına seçilen Tufan Erhürman’ın asıl değişimi işte bu bağlamda göstermesini ve kendisinin de “yok hükmünde” dediği ölümcül kararlara karşı etkin bir siyaseti yaşama geçirmesini bekliyoruz…
Karşımızdakiler hamle ve icraat yapar, biz ise laf ve edebiyat üretiriz!
Seçim kampanyasını “çocuklarımızın geleceği” mottosuyla da yürütmüş olan Erhürman’ın çocuklarımızın geleceğinin asıl bu bağlamda tehlikede olduğunu net biçimde gördüğünden eminim…
Soruyorum: Bizi boyuna sıkıştırmakta olan bu cendere kararlar ve hamleler eğer yok hükmünde ise, bu iddiamızı nasıl kanıtlayacağız ve buna karşı etkin ve tutarlı önlemelerimiz neler olacaktır?

Savaş tehdidi ve çocuklarımızın geleceği
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.