Ahmet Tolgay

Sağlıklı et sıkı denetimle olur





Dar gelirlilerimizin bütçesini zorlayan pahası ile gıda enflasyonumuzda başrolü oynayan et konusundaki duyarlılığımız, sadece fiyata kilitlenmemeli… Etin kalitesi ve sağlığı üzerinde de toplumsal esenlik adına özenle durmalıyız…
Veteriner kontrolü olmadan kasaplık hayvan kesimlerinin bolca yapıldığı, durdurulamayan et kaçakçılığının da başını alıp gittiği bir ülkeye dönüştük… Bu ilkel koşullarda insanlarımıza bakalım et namına neler yedirilmektedir!..
Denetimsiz ortamlarda, hastalanan hayvanların kesilip etlerinin piyasaya sürülmekte olduğuna dair de yaygın söylentiler var… Bir şehir efsanesi değildir bu…  Çok iyi bilinen bizim bu denetimsiz koşullarda tüm bu yaygın söylentileri kim yalanlayabilir ki?.. Zaten o kadar çok yerde o kadar yoğun hayvan kesimi yapılmaktadır ki, bunun denetimini yapabilecek sayıda ne veterinerimiz ve ne de yasal düzenimiz vardır… Acı gerçeğimiz bu…
***
Cemal Bulutoğluları’nın Lefkoşa Belediye Başkanlığı döneminde AB yardımlarıyla ve AB kontrolünde başkentimizde inşa edilen çağdaş salhaneyi aradan yıllar geçti ve bir türlü devreye koyamadık… Neden acaba?.. Kasaplık sektöründe tam denetimli hayvan kesimleri ve tam kaliteli sağlıklı et pazarlamacılığı kimilerinin işine gelmediği için mi?..
Bir de yediğimiz etlerin hayvan kesim yerlerinden kasap dükkânlarına ve reyonlarına ne tür araçlarda ve ne kadar sağlıksız koşullarda taşındığına özellikle dikkat ediniz… Gözümüzün önünde gerçekleşen günlük olaylardır bunlar ama bize vız gelip tırıs gitmektedir…     Geçenlerde Metehan sınır kapısındaki kuyrukta vatandaşlarla yapılan görsel bir röportajda ilginç sözler dinledim… Direksiyon başındaki vatandaş şöyle diyordu: “Güney Kıbrıs’tan ucuz et alıyoruz bir gerçek… Ama ben o etlerde bizim taraftaki etlerin tadını hiç bulmadım…”
***
Metin Atamer Türkiye’de tanınmış araştırmacı bir yazar… Hakkında bilgi sahibi olmayanlar onu internetten araştırıp tanıyabilirler…  Gezdiği ülkelerle ilgili gezi notlarıyla da tanınır… Komünist dönemin Rusya’sına dair yazdıkları, özellikle de başkent Moskova anıları beni oldukça etkilemişti…   Okuma tutkunları çok iyi bilirler: Rüzgâr enerjisi konusundaki gözlem yüklü bazı makale ve yazıları pek çok yazılı basında, kısa hikâyeleri ise “Bütün Dünya” adlı dergide yayınlanmıştır Atamer’in.
İşte bu damardan gözlemci ünlü yazarın ucuz et konusunda yazdıklarına internette rastladım… Paylaşıyorum:
“Merakıma mucip oldu, Ankara’da, önünde kuyruklar oluşturarak ucuz et satan bir market zincirine uğradım. Adının yanında bir balık resmi bulunan market zincirine girdim. Niyetim UCUZ ET almaktı. Fiyatına baktım aşırı fazla makul olduğunu gördüm. Bir miktar alıp eve geldiğimde, etin saldığı kırmızı sıvının boya olduğunu eşimle fark ettik. Hemen tencereden çıkarıp, doğru markete koşturdum. Market müdürüne etin boyalı olduğunu gösterdim. Görevli kadın, bu etin Et ve Balık Kurumu tarafından POLONYA’dan ithal edildiğini ve dağıtıldığını, ısrarla belirtti. Boyalı etin ne eti olduğunu bilmediklerini, ancak kurumun da bu eti sattığını öğrenince, üzüntüm daha da katlandı. Benim değerli emekli, dar gelirli,  dul ve yetim vatandaşlarımın saatlerce bu kurumun önünde kuyrukta bekleyerek, benim gibi, aldıkları boyalı etin ne olduğunu bilmediklerine inanmaktayım, diye bir sözüm geldi söyledim, hem nalına hem mıhına…”
Aktardığım bu gözlem yazısındaki ithamlar tabii ki yazarını bağlar… Benim odaklandığım konu, tencerelerimize koymakta olduğumuz etin ne denli sağlıklı olduğunu mutlaka denetlememiz gerektiğine dairdir.

Sağlıklı et sıkı denetimle olur

Yorumlar kapalı.