Ahmet Tolgay

Pazartesi Notları: Haddi ve amacı aşmak





Pazartesi Notları: Haddi ve amacı aşmak

Türk tarafı ondan beklentisinin, adil bir rapor olduğunu duyumsattı altını çize çize… Ama aldığı bu duyumu zerrece ırgalamadığını gösteren eğilimler içine girdi Hanımefendi ne yazık… Esas misyonu olası görüşmeler için ortak bir zemin araştırmak olan o Latin güzeli, taraflara aklınca önerilerde bulunmakla yetinmedi… Eline verilmiş olan bir listeyle yola çıkarak özellikle seçilmiş tüzel ve özel kişilerle istiarelere oturdu… İstiarelerinden de çok mutlu olduğuna eminiz!.. Çünkü eline verilen o listedeki kimlikler, federalist çizgide,  ya “çözüm olsun da nasıl olursa olsun”, ya Türkiye ve KKTC karşıtı, ya da Rum tarafının, AB’nin ve ABD’nin yörüngesinde olan kimlikler…
Evet, hayırlısıyla Kıbrıs’la ilgili özel misyonuna veda etmek üzere olan  BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’dan ve onun yakın Kıbrıs tarihine geçecek yanlışlarından söz ediyorum… Görev süresini tamamlamaya az bir zaman kala, besbelli hazırlayacağı rapora zenginlik kazandırma amacıyla, kendine özgü atraksiyonlarına girişti büyük hevesle… Misyonunda etiği koruması gereken Türk resmi tarafının tepkilerini çekti bu yüzden… Kendisine amacını ve misyonunu aştığı uyarısında bulunuldu… KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, O’nun bu kabul edilemez tavrının gerekli yerlere şikayet edildiğini de duyurdu haklı tepkisinin eşliğinde…
***
SORMAK İSTERİM Kİ: Herkesçe bilinen görev tanımında ‘müzakere için ortak zemin olup olmadığının tespiti’ vurgusu olan bir diplomattır O… Peki, aşikâr olan misyonunu, haddini ve amacını bu kadar pervasızca nasıl aşabilir?..
Ona şu soruları sormak kaçınılmaz olmuyor mu artık?.. BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi Latin güzeli o bayanın ajandasında KKTC’nin eski cumhurbaşkanlarıyla da görüşmek varsa, neden ille de Mustafa Akıncı ile yetinir de Derviş Eroğlu’nun kapısını çalmaz?.. Şener Levent’le görüşür de, Sabahattin İsmail ile neden görüşmez?.. Sivil Toplum örgütlerinin kapısını çalarken neden TMT Mücahitler Derneği’ne ve o derneğin bulunduğu zemindeki tarihe ışık tutan Türk direniş müzesine uğramaz?.. Kıbrıs gerçeklerine çifte standartlı yaklaşımlarla ulaşılabilir mi?..
***
ARŞİVLERDEN  AKTARIYORUM: Latin Güzeli’nin görüşme listesinde bulunanlardan ve görüştüğü özel kişilerden biri de Birleşik Kıbrıs için büyük uğraş veren Afrika Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şener Levent idi… Buluşma yerleri ise Güney Kıbrıs’taki meşhur Hilton oteli… Şener Levent’in o otelde şoklar içinde geçen bir yaşanmışlığı daha vardır geçmişte kalan… Bilmem, özel görüşmeleri sırasında Latin güzeline anlattı mı o anısını Şener levent… Eğer anlatmadıysa zenginleştirmeye çalıştığı raporuna ekleyebilmesi adına olayı buradan bir arz edeyim kendilerine…
Efendim, yıl 2016… Rumların Türklerden çaldığı  “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin 56’ncı kuruluş yıl dönümüydü… O nedenle Güney Kıbrıs’ta DİKO, EDEK, “Vatandaşlar İttifakı” ve “Yeşiller Partisi”nin düzenlediği etkinliğe konuşmacı olarak davet edilmişti Şener Bey… Burada yaşananları daha sonra hayret duygularını hiç saklamadan kaleme almıştı… Arşivlerde ve belleklerde duran işte o yazısında, “Bizi terörist olarak görüyorlar” diyordu Şener Levent… Etkinliğin başında bir film gösterildiğini ve filmin adının “Türklerin isyanı” olduğunu belirterek yazısını şöyle sürdürüyordu:
“Salonda birkaç Türk’tük, hepimiz donduk kaldık. Demek halâ bizi cumhuriyete isyan eden teröristler olarak görüyorlardı… Olmadı efendiler, hiç olmadı.”
Şener Levent salonda bir anda Yunan Marşı’nın çalmaya başladığını anlatan yazısında hayretler içinde kaldığını şu sözlerle okuyucularına aktarıyordu:
“Birden bire Yunan Marşı çalınmaya başlandı… Tüm salon ayağa kalktı ve bu marşı yüksek sesle söyledi… Ne sürpriz değil mi? Hem Kıbrıs Cumhuriyeti’ni konuşmaya gidiyoruz, hem de Yunan Milli Marşı çalıyoruz. Senin marşın yok mu ey zavallı cumhuriyet?”
Yazısının devamında Levent şunları kaydediyordu:
“Konuşmamın bir bölümünü ENOSİS’e ayırdıysam, ikinci bölümünü de işgal ve istilaya ayırdım. Ancak gördüğüm kadarıyla güneydeki basın benim konuşmamın yalnız işgal bölümünü verdi, ENOSİS’i hiç vermedi… Çok yazık…”
Şener Levent, gözlemlerindeki en çarpıcı noktayı yazısının sonunda şöyle açıklıyordu:
“Geceden sonraki yemekli sohbete EDEK Lideri Sizopulos katılmadı. Ben de orada sorumu diğer üç parti liderine sordum… Dedim ki: ‘Diyelim Türkiye garantörlükten vazgeçti, Türk askerinin tümü de adadan gidiyor… Omorfo ve Maraş dahil bazı köyler iade edildi size… Ve diyelim ki, Türk tarafı dönüşümlü başkanlıktan da vaz geçti… Bu durumda iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümü kabul eder misiniz? Beni hayrete düşüren bir yanıt verdiler: Hepsi de ‘Kabul etmeyiz’ dediler… Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olmayan iki bölgeliliği içeren hiçbir çözüme ‘evet’ demezlermiş…
Ben de sanırdım ki, Kıbrıslı Rumlar için en büyük sorun işgal sorunuydu… Türkiye ile Türk askerinin adadaki varlığı… Yanılmışım!”

Pazartesi Notları: Haddi ve amacı aşmak

Yorumlar kapalı.