Ahmet Tolgay

Okurlardan





HÜSEYİN BİLGEKUL: “Geçersiz Diploma demek, diploma sahtekârlarına itibar iadesi demektir…

Sahte demek, olmayan bir şeyi taklit etmektir.

Meselâ yaldızlı boyanmış bir şeyi altın namına başkasına sunmaktır.

Sahte Diploma yutturmak, hırsızlıktır, adiliktir, yalancılıktır, bayağı sahtekârlıktır, tüm insani değerlerle alay etmektir. Birinin adını şanını, imzasını taklit ederek diğerinin malını, parasını, itibarını çalmaktır.

Peki Geçersiz Diploma nedir?

Adam o diploma için gerekenleri, % 100 sağlayamıyorsa, diploma almaya hak kazanamamış demektir. Bu durumda diploması geçersizdir.

Geçersiz diploma bir olgudur. Suç içermesi gerekmez. Yanlışlık icabı da olabilir.

Mesela: Diploma için asgari not ortalaması (CGPA) 2.00 olmalıdır.

Eğer 1.98 ortalama ile diploma almışsa, diploması geçerizdir.

İki terminoloji arasında dağlar kadar fark vardır. Sahtekârlara prim vermek, suçlarını önemsizleştirmektir…

Lütfen bu yanlışa düşmeyelim derim…”

***

YÜCEL DOLMACI: “Üzerimize dalga dalga gelmekte olan zehir yüklü toz bulutlarıyla ilgili uyarıcı görüşlerinize tamamen katılırım… ‘Bize bir şey olmaz’ diyemeyiz… Sahradan kum taneleri geliyorsa, hemen yanı başımızdaki savaşlardan kaynaklanan zehirli gazlar da üzerimizdedir. Bütün insanlığın bu konuda seferber olması ve bu savaşları durdurması gerekir… Yoksa bu durum küresel ısınmadan daha tehlikelidir…”

***

ARİF BAYKAL: “Rahmetli Özel Vasıf Hanımefendi ile ilgili olarak yazdıklarınıza teşekkürler… Merhume, yakın aile dostumuzdu. Onun birçok saygın özelliği vardı… Bu özelliklerinden biri de çiçekseverliği idi… Onun çiçeklere olan sevgisini ve ilgisini anlatmak için kelimeler yetmez. Lefkoşa’da, İngiliz Yüksek Komiserliği’ne ait binanın az ilerisinde sol taraftaki evi, baştanbaşa çiçek bahçesi gibiydi. Sevgili çiçekleri arasında, dünyanın farklı ülkelerinden özel olarak getirdiği çok nadir türler de bulunurdu. Rahmetlinin tenis sporunda ulaştığı başarıları ile her zaman gurur duyardık. Mekânı cennet olsun, nurlarda – ışıklarda uyusun çok özel insan Özel Vasıf Hanımefendi…”

***

MUZAFFER TURGUT SARP: “Geleceğimizden gerçekten endişeliyim… Nasıl endişeli olmayım ki… Rum’un arkasında başta İngiltere, Yunanistan, Avrupa Birliği var. Adamlar Kıbrıs Türkü’nün mahvı, yok edilmesi için harıl hurul çok sistemli çalışıyorlar. Türkiye’nin garantörlüğünü ortadan kaldırmak için her çareyi deniyorlar. Türk siyasetinin daha güçlü olması gerek. 50 bin yurttaşımızı AB yardımları çerçevesinde kendilerine çekmeyi başardılar. Dini kurumlarıyla ve etkin siyasetleriyle Enosis için çalışıyorlar. KKTC’de bazı siyasi partiler ve kurumlar da Rum destekçisi maalesef… Kararlılıkla mücadele şart. Allah sonumuzu hayırlı getirsin,  KKTC’nin tanınmasını bize nasip etsin…”

***

AYŞE OLAY: “O çetin mücadele yıllarında var olabilmek adına emek verenler ya öldüler, ya da 70 yaş üstündedirler şimdi… Devlet hastanesinden hizmet bile alamıyoruz. Yaşlılara eskiden bir öncelik vardı hastanede sıra beklerken. Şimdi nerede o duyarlılık?.. Yabancıların içinde kaybolduk. O mücadeleyi sanki yabancılar için yaptık yıllarca… Her yerden gelsinler yerleşsinler ve biz hastanelerimizde de sıra bulamayalım. Yolları sorarsanız, felaket… Her gün ölümlü kaza. Bugün ana yolda giderken yan yoldan önüme sürücüsü yabancı bir araba fırladı. Süratli olsam kaza yapacaktım. Burada artık yabancı olan bizler miyiz, yoksa onlar mı?!.. Belli değil, bilemez olduk…”

***

MESUT GÜNSEV: “Kıbrıs’ın otantiğine ilişkin nostaljik yazılarınız hiç eksilmesin… Benden de bir kahve anısı: 1974, iki harekât arası… Ateşkes var… Ama devamlı Rum taciz ateşi… Kıyı başının genişletilmesi şart… St. Hilarion bölgesine komandolar geldi… Taarruz onlarla birlikte Karava – Lapta’ya yapılacak… Biz amfibiler plaj bölgesindeyiz… Bir keşif koluyla irtibat istendi.. 7 kişilik bir timle sızma harekâtına başladık… Zeytinlik Türk köyü olduğu için onun civarından geçecek ve daha sonra ‘görünmeden görmek , ölmeden dönmek’ prensibi ile araziden ilerleyecektik… Köyün yakınlarına geldiğimizde bizi bir teyze gördü ve çağırdı… O zaman köyde hiç erkek olmadığını anladık… Bir kısmı esir, bir kısmı cephede… Nur yüzlü teyze ve diğer hanımlar mutlaka bir şey ikram etmek istiyorlar… Günlerce belki de ekmeksiz kaldıkları halde… Baktım teyze bırakmayacak, kolay olsun diye ‘bir çay içelim teyze, çok sağ olun’ dedim… Sevgili teyze endişe ile sordu: ‘KOMUTAN, AMA SEN HASTASIIIN?’..  Nereden bilecektik biz o günlerde Kıbrıs’ta kahve kültürünün çok baskın olduğunu ve çayın ancak  rahatsızlıklarda içildiğini?.. 50 yıl geriye gittim… Selam olsun tüm o güzel ve asil insanlara…”

 

 

 

 

Okurlardan

Yorumlar kapalı.