Ahmet Tolgay

Kurban Bayramı’nda ithal et





Bayram’dan birkaç gün önce idi… Müdavimi olduğum marketin derin dondurucusundaki ithal etler önünde sohbetimiz sürerken bir arkadaş şöyle dedi: “Kurban kesemiyoruz… Bari bu et paketlerinden bir miktar alsam ve ihtiyaçlı bazı ailelere dağıtsam caiz mi?.. Dinsel vecibemi yerine getirmiş sayılır mıyım acaba?..”
Gözlerini de bana diktiğinden benim yanıtımı beklediği belli idi…
Yanıtım şu oldu: “Din konusundaki bilgimle övünecek değilim; ama ilkeleri tamam ve yerinde uygulandığında mantıklı bir dinin mensubu olduğum için övünürüm… Kurban Bayramı’nın o temel ritüeli muhtaçlara kesilen kurbanın etini sunup onları sevindirmek olduğuna göre, yapacağın bu iş de kanaatimce mantıklı ve yerinde olur…”
Daha sonra oradan ayrıldık… O dostumun hayvan kesip kan dökmeden, dinsel vecibesi gereği, marketten satın aldığı ithal et paketlerini muhtaçlara dağıtıp dağıtmadığını bilmiyorum… İlk karşılaştığımızda ona bunu soracağım…
*
İslamiyet’in ta ilk dönemlerinden ekonomik durumları uygun olanlara hayvan kurban edip etini yoksullara dağıtma yükümlülüğü dinimiz tarafından getirildiğine göre, et asırlar öncesinden pahalı bir gıda türüymüş demek ki… Hem pahalı ve hem de içerdiği değerler açısından vazgeçilmez bir gıda…
Kıbrıs’ın otantik et yemeği “hırsız kebabı” da bu görüşü doğrulayan bir olgu değil mi aslında?.. Bu kebabın öyküsü sanırım adalı herkesçe bilinir: Kıbrıs’ın eski dönemlerinde özellikle, kırsal kesimlerde ete ulaşmakta mali güçsüzlük çeken fırlamaların buluşudur bu hırsız kebabı… Mandıralardan, ya da meradaki sahipli sürülerden çaldıkları kuzuları kuytu köşelerde, kokusunu salmasın diye, ağzı sıkı sıkıya kapatılmış ilkel fırınlarda pişirirler ve kendilerine çalıntı etle doyumsuz tandır tadında ziyafet çekerlerdi…
Oysaki, çağdaş ve tarımsal bağlamda donanımlı ve olanaklı ülkeler, insanlarına makul fiyatta et sağlamayı başarmışlar, dahası tüketim fazlası et ürünlerini de ihraç eder duruma gelmişlerdir… Dondurularak paketlenmiş, ya da kutularda konserve olarak…
Nitekim işte bize de tonlarca et ihracını makul fiyatla gerçekleştirmediler mi?..            *
Et ithali, bir bakıma üreticiliğimizin ve üretim anlayışımızın da sınanmasını gerektiren bir fırsattır bana kalırsa… Bu fırsatı hakkıyla değerlendirebileceğimizi pek sanmıyorum yine de… Et KKTC’de pahalı ürün konumunu hep koruyacaktır, duyumsadığımız kadarıyla…
Avrupa’dan ithal edilen et, oldukça harcamalı bir ithal öyküsü içinde Kıbrıs Türkü’nün sofrasına sadece 375 TL’ye ulaşabiliyorsa, KKTC’deki üretimin halkı sıkboğaz ve istismar edecek denli pahalı olmasının nedenleri üzerinde ciddiyetle durmalı ve bu nedenleri ortadan kaldıracak basireti gösterebilmeliyiz…
Bu ithal etin oldukça harcamalı öyküsü nasıl bir süreçtir?.. Avrupa’da hayvanlar kesim çağına dek besleniyor, kesimler çağdaş modern salhanelerde yapılıyor, etler kesilip – doğranıp – kıyılıp paketleniyor, derin dondurucularda ihraca hazır duruma getiriliyor, soğuk zincir taşımacılığıyla yola çıkarılıyor, soğuk zincirin özel donanımlı araçları gümrüklendirilmiş sınırları aşıp yüzlerce kilometrelik yol kat ediyor, bir de deniz geçişinden sonra KKTC’deki derin donduruculu depolara boşaltılıp oradan da tüketiciye araçlarla servis ediliyor…
Ve belirttiğim gibi bu denli külfetli bir ithal ürününün kilosu sadece 375 TL… Başımızı iki elimizin arasına alıp vergilerimizle bol teşvikli bir sektöre dönüşen üretimimizin perişan hallerini kara kara düşünmemiz ve acil çareler üretmemiz gerekmez mi?..
Bu arada son bir not olarak belirtilmeden geçilemez ki, müşterilerini Güney Kıbrıs’a kaptırdıklarından yakınan bazı kasaplar, yerel et satımını durdurarak, buzluklarını ithal donmuş etle doldurdular…

Kurban Bayramı’nda ithal et

Yorumlar kapalı.