KUNDAKÇI PAŞA’YI ANMAK: Kıbrıs’tan unutulmaz bir kahraman geçmişti… Geçen gün, 16 Ocak Cuma; işte onun, Korgeneral Hasan Kundakçı’nın yaşama veda edişinin 3’ncü yıldönümü idi…
Peki kaç kişimiz farkında ya duyarlılığında?.. Güney Kıbrıs’ın böylesi bir kahramanı olsaydı, ki asla olamaz, onun heykellerini diker ve adına nice etkinlikler düzenlerdi…
Emekli subay Tahsin Kaya adresime attığı mesajda “Anıtının yapılması gerçekten çok anlamlı olur. Rum, bayrağımıza el uzatan o ruh hastasının heykelini dikerken biz Paşamızın anıtını niye yapmadık ki?.. Emri verdiği yere o anı canlandıran bir anıtı derhal yapılmalı” diyor.
16 Ocak 2023’de yaşama gözlerini yumarken arkasında destansı bir askerlik yaşamı bırakmıştı Kundakçı Paşa… Kıbrıs’taki varoluş ve egemenlik mücadelemizde de, Türkiye’ye karşı organize edilen bölücü terörle mücadelede de efsaneleşen Atatürkçü bir Türk Komutanı…
Yoğun görevleri arasında 1970’li yıllarda Türkiye’nin Atina Büyükelçiliğinde askeri ateşe olarak bulunmak da var… Yunancayı ana dili gibş konuşur ve Yunan siyasetlerini ve stratejilerini çok iyi bilirdi.. Özel Harp Dairesi’nin başında bulunmuş, elit askerler bordo berelilere komuta etmiş, teröre ağır darbeler indiren, Türkiye’nin bütünlüğüne adanmış cesur savaşçı… Kuzey Irak’ta ve Cudi dağlarında namı dalgalanarak dolaşır…
1937 Afyonkarahisar doğumludur… Askeri eğitimlerini birincilikle tamamladı.. “Tamburalı Paşa”, elinde yuvarlak tambura şarjörlü makineli tüfeğiyle ve askerleriyle teröristlere karşı omuz omuza savaşırken kendisine layık görülen unvandı…
Kıbrıs’ta, Türk toprağındaki Türk bayrağını göndere tırmanarak indirmeye çalışan ve ihtarlara kulak asmayan fanatik ENOSİS’çi Rum’a karşı “vur” emrini veren ve böylelikle Türk sınırlarına sistemli ve planlı biçimde sürdürülen saldırıları bıçak misali durduran Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı… Onun o emri verdiği güne dek, 2000’li yıllara yaklaşırken, KKTC sınırları sürekli kitlesel saldırılara maruzdu..
Unutulmaz olayın özeti: Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı olarak görev yaptığı sırada 14 Ağustos 1996 günü yine Derinya bölgesindeki sınırlarımız binlerce Rum’un saldırısına maruzdu… Kundakçı Paşa olay yerindeydi… Bir esrarkeş olduğu daha sonra açıklanan Rum gösterici Solomos Solomou, sınırlarımızdan da içeriye girerek bayrak direğine tırmandı… Türk bayrağına ulaşamadan, tek ayışla vurulup öldürüldü… O dönemde, Kıbrıs Rum Kesimi’nin başvurusu üzerine Interpol tarafından Kundakçı Paşa hakkında kırmızı bülten çıkarılmıştı…
Kıbrıs Türk halkıyla da çok iyi ve candan ilişkiler kurmuş bir Türk generaliydi…
Emekliliğinde KKTC’ye yaptığı her ziyaret, “sınırlarımıza huzuru getiren komutan” olarak da coşku ile karşılanmıştı…
O, Kıbrıs’ta barışın ve huzurun yıkılmaz bekçiliğini yapmıştı…
3’ncü ölüm yıldönümünde onu saygı ve şükranla anarım…
Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun…
*
VARİL DELİĞİNDEN SİYASET: Ursula von der Leyen başkanlığında Güney Kıbrıs’ta toplanan Avrupa Komisyonu’ndan Kıbrıs sorunu için “kapsamlı çözüm” vurgusu çıktı…
Yok yahu!
Bu soruna çözüm, İngiliz sömürge döneminden kalma antik Yeşil Hat varillerinin arasından, yaşam alanımıza ve insanlarımıza sanki kaçak sirk izleniyormuş gibi bakarak bulunamaz…
Güney Kıbrıs gibi Kuzey Kıbrıs’ta da tarihsel sürecin öznesi olan, öz Kıbrıslı insanlar yaşar… Rumlar Kıbrıs Türkünden daha fazla Kıbrıslı ya da insan değillerdir… Kronik sorunun iki tarafından biri olan bu çilekeş insanlar tarihsel süreçten ve her türlü temastan dışlanırsa, sorunlar çözülmez, ama daha da büyür…
Bu mantığa sahip olamayanlar Kıbrıs sorununa boşuna çözüm aramasınlar…
Bu çarpık mantığa sahip olanlar kalıcı bir barışın ve uzlaşmanın da düşmanıdırlar…
Ursula von der Leyen, bir yıl kadar önce Ankara’da TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildiğinde, çalışma ofisinde kendisine yer gösterilmedi ve süklüm püklüm bir koltuğa ilişti. Tüm dünya bunu ekranlardan izledi…
Demek ki hâlâ hak ettiği mesajı alamamış…
Tarih dersine de müthiş ihtiyacı vardır vesselam!
Yılmaz Hakkı Hakeri’nin bu konuda ta İtalya’dan adresime attığı satırlar paylaşılmayacak gibi değildir:
“Variller arasından böyle bir röntgenciliği ilk kez görüyoruz. O kadar drone, uydu falan varken, oldukça primitif bir gözlemcilik seçmişler doğrusu! Diyeceğim o ki, boş varilden ne kadar ses çıkarsa, bundan da o kadar ses çıkar ancak…”





Yorumlar kapalı.