Ahmet Tolgay

Korku evleri marketler





MİNİ YORUM: Termometreler yükselişte…Yine Kıbrıs’ın dillere destan yazı!..   Yazın kavurucu sıcaklarının çıkageldiği bu kızgın günlerde, merhametimizi bekleyen sadık dostlarımız sokak hayvanlarını unutmayalım, onları, o garibanları sakın ha ihmal etmeyelim…. Yürüyenlerin yanı sıra, uçanları da…  Onları aç ve susuz koymayalım… Büyük bir özveri ve emek gerekmez bunun için… Dünyamız ve ülkemiz yaşamı paylaştığımız tüm hayvanlarla güzeldir… Hayvansız bir dünya düşünülebilir mi?..

 

***

 

* Adetimiz gereği 5 Haziran’da Dünya Çevre Günü’nü biz de kutladık… Kutladık da, Gerçekçilikle fark edebildiğimiz tek şey, çerçevelenip de duvara asılabilecek bir çevre manzaramız pek yok gibi…

* Hükümetimiz 3 milyar TL daha borçlandı… Bankaların en iyi müşterisi hükümettir…

* Dur durak bilmeyen hırsızlıklar… Elit hırsızlıklar, dijital hırsızlıklar, adi hırsızlıklar, acayip hırsızlıklar gırla gidiyor… “Hırsıza kilit olmaz” deyiminin yüksek oranda yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz velhasıl… Bizi bizden de çalacaklar!..

* Bu ülkemizin tek pahalı ürünü “et” imiş gibi bir tek bu konuya saplanıp kalmayalım… Yahu pahalılık ve akıl almaz fiyatlar iliklerimize işlemekte berdevamdır… Marketler korku evlerine dönüştü… Ona da bakalım şu et krizinden başımızı bir kaldırıp…

* Bugün kimlerin yaş günü?.. Gönülden kutlarım… Deli bir rüzgâr gibi esip geçerken yıllar, her yaş gününde yaş olarak kalabilmeli insan…

* Trafikteki modumuz: Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir, onları da trafikte öldürmek adına…

* Bizim restoranların fiyatı İtalya’daki restoranların fiyatına gelmiş… Eh, kazıklanmak için ta İtalya’ya kadar gitmeye gerek kalmadı…

* Bizim ülkedeki kaçaklar, kendi kendilerini ele vermedikçe, ya da tesadüfen enselenmedikçe, kaçak yaşamlarını sürdürebilme şansına sahipler…

* Bir belediye başkan adayının daha öldürülmesiyle Meksika’da Eylül 2023’ten bu yana katledilen siyasetçi sayısı 30’a ulaştı… Kartellerin yönettiği amigolar ülkesinde kartel patronlarından başkasına siyasal yaşamda söz hakkı yok…Viva Zapata!..

* Kötü alışkanlıklar “bir kereden bir şey olmaz” denilerek girişilen deneylerle başlar…

* Hiçbir sorunumuz yeni değil… Kronikleşen sorunları biteviye yeniden yaşarız… Velhasıl kısır döngü işte…

* Yalakanın kıblesi olmaz. Güçlü gördüğü her yere secde eder… Yalakanın kıblesi güçtür…

* Alışkanlıklarımız kültüre dönüşür… Dilerim kültüre dönüşen alışkanlıklarımız hep güzel ve olumludur…

* Büyük harflerle yazılması gereken: SONUÇ GETİRMEYECEK EYLEME GİRİŞMEK, UMUTLARIN DA SONUNU GETİRİR…

* Haftanın öğüdü Kemal Tahir’den: “Kuvva bire kadar kırılmadıkça bir memlekette umut tükenmez…”

* Demiş ki; “Yaratılanı severim, yaratandan ötürü..” Yunus Emre.

* Temel’in dünyası: Temel’in işi yol şeritlerini boyamak… Bu işe başlamasından birkaç gün sonra amiri ona der ki: “Birinci gün 700, ikinci gün 500, üçüncü gün 400, dördüncü gün 200 ve bugün de 100 metre boyamışsın. Tembelleşmişsin.” Temel yanıt verir: “Amirim tam aksine daha çok çalışıyorum,  ama her geçen gün boya kutusundan daha çok uzaklaşıyorum.”

* Ve dizeler… Ömer Hayyam’dan:  “Yazık, gençliğin defteri dürüldü gitti / Hayatın o taze baharı güz oldu gitti / Adına ‘gençlik’ denilen şey var ya, / Anlamadım ki; ne zaman geldi, ne zaman gitti!?..”

 

***

 

“DİANA” EFSANESİ: O, otantik Lefkoşa’mızın önemli figürlerinden biri olarak kalmamış, Kıbrıs Türklüğünün sembollerinden biri konumuna da gelmişti: DİANA… Ve onu yani kimliğindeki adıyla Mustafa Mehmet Okay’ı da, “dalya” demesinden dört yıl sonra, 104 yaşında kaybettik… Ruhu şad, mekânı cennet olsun… Unutulmayacaklarımız arasına katılırken, onu saygıyla ve sevgiyle anarım.… Mütevazı ve bilgili, vizyonlu olduğu kadar mesleğinin ustası bir insanımızdı o… Stüdyo fotoğrafçılığında çığır açmıştı… Bir dönem, Kıbrıs’ta bulunan herkes, Türkü ve Rum’u, İngiliz’i ve Ermeni’siyle tüm ada yerleşikleri  onun stüdyosundan geçmek ve sağ alt köşesinde DİANA yazan fotoğraflar çektirmek için birbirleriyle yarışırdı.. İlk stüdyosunu Baf Kapısı’na yakın bir yerde, Rum semtinin hareketli bir noktasında 1950’lerde açmıştı… EOKA onu orada yaşatmama kararındaydı… Tehditler aldı, dükkânı kurşunlandı, ama o hep direndi… Bir gün dükkânından içeri bomba da atılınca müşterilerinin güvenliği adına “pes” dedi… “Benim için masum insanlar ölmesin” dedi… Stüdyosunu yabancıların da kolay ulaşabileceği bir yere, Köşklüçiftlik trafik ışıklarının oraya taşıdı… Harika çalışmalar yaptı orada, kendine özgü albenisi ve sempatiyle… Otantik Köşklüçiftlik binalarından biri olan evi de, Ledra Palace kapısına çok yakın bir yerdeydi… Olaylar gelişip de Yeşilhat sınırı çizilirken, evinin Rum kesiminde kaldığını görür… İsyan bayrağını çeker, “Bu iş olmaz, ben evimden çıkmam” diyerek direnir… Bu direniş sınırın çizilmesinde etkili olacak ve Diana’nın meşhur evi Türk bölgesinde kalacaktı… Bunun bedeli Kıbrıs’ın o çetin savaş günlerinde devamlı kurşun yağmuru altında kalmak olacaktı… Onunla ilgili sadece birkaç anekdotu paylaştım aziz anısına… Ama anıları çok zengindir Lefkoşa beyefendisi Mustafa Mehmet Okay’ın, nam-ı diğer Diana’nın… Hakkında kitap bile yazılabilir… Kıbrıs Türk yaşamının içinden geçen bir kitap…

Korku evleri marketler

Yorumlar kapalı.