Ahmet Tolgay

İslam’ın bilinmeyenleri İlknur Altıntaş’tan





İslam’ın iki önemli bayramından biri kutlanırken, İlknur Altıntaş’ın son kitabı geldi önüme… Buradaki kitapevlerinde bulunacağını sanmadığım kitabı İstanbul’dan bir dostum gönderdi… İlknur Altıntaş, kitaplarında, programlarında ve makalelerinde genellikle kendine özgü o sürükleyici dille Doğu ve İslam tarihini yazan, bu tarihin pek bilinmeyenlerini ve hatta bilinmesi  istenmeyenleri açıklayan, unutturulmaya çalışılan ve ısrarla yok sayılan İslam gerçeklerini günümüze taşıyan genç bir kadın yazar…“Siz İslâm tarihini sadece ‘Çağrı’ filmi mi sanırsınız?.. Esas film ondan sonra başlıyor da, çekmediler, ya da çekemediler işte!” diyor…

İlknur Altıntaş 48 yaşında… 1972 yılında İstanbul’da doğdu… Babası polis memuru, annesi ev hanımı. Bir erkek kardeşi var. Baba tarafı Üsküp, anne tarafı Manastırlı… İlk ününü radyo programcılığıyla yaptı “buğulu sesli kadın anlatıcı” olarak…  İlk gençliğinde parapsikolojiye sarıldı… “Türkiye Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği”nden olması nedeniyle, bu derneğin kütüphanesindeki tüm kitapları okudu. Uzakdoğu kültürü ve dinleriyle de işte o ara tanıştı.

İslam tarihi üzerine yazdığı ezber bozan kitaplar dizisine eklenen masamdaki bu çalışması “Kâbe’nin Oğlu Ali” üçlemesinin son kitabı… “Kâbe’nin Oğlu Ali: 3” bir “La Kitap” yayını olarak çıktı… Bu kitabında da hayranı olduğu Hazreti Ali’yi anlattıklarının odak noktasına alarak Hazreti Muhammed’in vefatı sonrasındaki çetin ve kanlı hilafet kavgalarını, Ğadir-i Hum, Cemel ve Sıffin savaşlarının bilinmeyenlerini irdeliyor…

***

“Kâbe’nin Oğlu Ali 3”, çok çarpıcı bir cinayetle başlıyor ve bir gerilim romanı gibi okuyucusunu bilinmeyenlerin gizemli dehlizlerinde dolaştırıyor… İslam tarihi ve İslam’ın ünlüleri hakkında yazmakta olduklarından dolayı kimileri bu genç kadın yazarın cesaretini alkışlıyor, kimileri de yazdıklarına “Şii propagandası” diyor… Ona “Vahhabi” diyenler bile çıkmış… Ama romanları büyük ilgi çekerek yüksek tirajlara ulaşmaya devam ediyor…

Antik Yunan ve Roma tarihini iyice inceledikten, tüm kutsal kitapları okuduktan sonra doğuya yönelip 10 yıl kafasını kaldırmadan İslam tarihini okuyan ve inceleyen kadın yazar, bu bağlamdaki ilk kitabı “Peçeli ve Köle Türkler”i 2016 yılında yayınladı… Ortadoğu’da, Abbasiler döneminde, 869 yılında yaşanan ve tarihte “zenc isyanı” olarak da bilinen ayaklanmanın lideri Ali bin Muhammed’in hayatı eksenindeki dönem olaylarından esinlenilerek yazılmış bir roman… Buhara’dan köle olarak getirtilen ve Samarra’ya yerleştirilen ve aslında adı pek de bilinmeyen ikinci jenerasyon Türkler ise, romanın ana karakterlerdir…

Derken, Emeviler dönemine eğildi Altıntaş: “Talkan- Emeviler 1″ Emeviler dönemini anlatan içerikli kitabı oldu… Türklerin, Arapların, Çinlilerin ve Soğdluların tarihi geçit resmine tanık olunan kitapta, Arapların Türkistan’ı fethinden tutun, Harre Katliamına, Emevi Sultanlarından, Kâbe’nin yakılmasına dek bir sürü olay…

Arkasından “Hallac-ı Mansur Dai” ve Azerbaycan’ın gelmiş geçmiş en büyük kahramanlarından ya da direnişçilerinden biri olarak kabul edilen Babek Hürremi’nin hayatını anlatan romanları yazdı:  “Babek- Cennetin Kapısı” ve “Samarra Kuruluş.” Daha sonra Hasan Sabbah’ın hayatını  “Hasan Sabbah Ölümsüz” başlığı altında kaleme aldı… 40 makalesini “Gizlenen İslam” başlığı altında kitaplaştırdı…

Ve Hazreti Ali’nin son derece hareketli ve etkili yaşamına roman formatında eğilen  “Kâbe’nin Oğlu Ali” üçlemesi ile gelecekti en sonunda sadık okurlarının önüne… İslam’ın en yasaklı konularına cesaretle girdi bu roman dizisinde… Üç halife zamanı… Halife Ebu Bekr, Halife Ömer ve Halife Osman… Anlatımın ana karakterleri onlar… Yani bu nehir romanlarda anlatılan tarihi karakter, öyküde baş kahraman olmasına karşın,  bir tek Hazreti Ali değildir…

“O dönemi bilmez ve anlayamazsanız İslam tarihini doğru okuyamazsınız” diyor kaleme aldıkları hakkında… Ve döneme dair şaşırtıcı, hatta çarpıcı şeyler anlatıyor boyuna… Yazar, bilginin dipsiz bir kuyu olduğunu vurgulayarak, Hz. Ali’nin o meşhur sözünü rehber edindiğini de belirtiyor: “İnsan bilmediğinin düşmanıdır.”

***

Hazreti Ali’ye sırtından hançerle düzenlenen suikastı anlatarak bu son romanının çarpıcı girişini yapan İlknur Altıntaş’ın, kitabı hakkındaki açıklamalarında, şu ilginç deyişlerine de rastladım:

“Bilinmesi istenmeyenlere değiniyorum… Hazreti Ali suikastinde,  hem ölene hem de azmettirene bugün ‘hazret’ diyorlar. Ve dikkat edin onun ölümüyle ilgili pek konuşulmaz, mühürlü bir kitap gibidir bu olay… Kimse sorgulamaz. Bu ilk ve tek değildir tabii… Özellikle Hz. Muhammed’in vefatından sonra olan birçok şey hasıraltı edildi. Ve bazı şahıslar kutsiyet örtüsüyle gizlendi. Bu sadece bir cinayet değil… Çok daha fazlası var aslında… Mesela Sakife’de birçok sahabeye işkence edildi, dayak atıldı, ölenler oldu, sahabelerin ağzına toprak dolduruldu. Mesela Halid bin Velid Hz. Muhammed’in kesin emri olmasına rağmen Mekke fethedildiğinde şehri yağmaladı; hatta daha sonraları muhalif ve Hz. Ali’ye biadlı Sa’d bin Ubade’yi öldürüp kuyuya attı ve ‘bunu cinler yaptı’ dedi. Daha sonraları Cemel Savaşında Hz. Ali’ye biadini bozmadığı için Hukeym bin Cebele’nin diri diri göğsünü yarıp iç organlarını çıkarttılar. Gerçekler acıdır ve acıtır!.. Ayrıca sadece Hz. Ali’ye değil, Ehl-i Beyt’e karşı da çok acımasız bir karakter suikastı yapıldı ki, çoğunlukla aydınlık İslam’dan bozuk bir suret yarattılar ve din diye hep bunu öğrettiler…”

 

İslam’ın bilinmeyenleri İlknur Altıntaş’tan

Yorumlar kapalı.