Sözün gelişidir, hepimize kutlu ve mutlu olsun efendim… Ama nasıl göz ardı edebiliriz bu bayram ortamındaki acı gerçekleri?..
İslam’ın iki önemli bayramından biri olan Ramazan, ya da yaygın adıyla Şeker Bayramı’nı, emperyalist komploların fokur fokur kaynattığı adaletsiz ve acımasız bir dünyada idrak etmekteyiz… Gelin de bunun adına “kutlama” deyiniz bakalım… “Şeker Bayramı” ha?.. Peki, gelin de bunun adına “şeker gibi bayram” deyiniz hadi!..
50 binin üzerinde ölü, çoğu enkaz altında 11 binin üstünde kayıp!… Gazze’deki soykırım artan bir hızla sürmektedir İslam’ın bu en büyük bayramında bile… El öpmesi gereken çocuklar, böylesi ritüeller yerine kitlesel biçimde yok ediliyorlar… En acılı İslam toprağı Filistin’de bir nesil bombardımanlarla, açlık ve yoklukla toprağa gömülüyor biteviye… İnsani yardım bile alamayan, insani yardımın engellendiği bir cehennem…
On binlerce Müslüman’ın toplu mezarlığına dönüştürülmekte olan Gazze üzerinde yaratılacak emperyal ve kapitalist kültürün lansmanı, soykırım sürdürülürken hunharca yapılıyor…
Sağ kalabilen Müslüman Filistinliler de çöle sürülerek, Gazze Ortadoğu’nun Riviera’sı yapılacakmış!…
Dehşet ve rezilce bir plan!..
Tarih bilinciyle konuşmak gerekirse, Ortaçağ’daki Haçlı seferlerinden bu yana İslam coğrafyası böylesine kapsamlı Hıristiyan saldırılarına ve komplolarına hiç hedef olmamıştır… İçinden geçtiğimiz süreç gerçekten kritik ve ürpertici… Irkçılık ve ayrımcılığın şaşmaz hedefindeki Müslümanların tek suçları Müslüman olmak ve stratejik topraklar üzerinde oturmak!..
O talihsiz coğrafyanın büyük bir bölümü bu İslam Bayramı’nın duyarlı ortamında, felaketlerin ve savaşların sarmalında cayır cayır yanmaktadır… Müslümanlar daha güvenli yaşam alanları bulabilme adına yurtlarını terk etmeye, göç yollarında tükenmeye zorlanmaktadırlar…
Akdeniz, uzun bir süredir, göç yollarındaki Müslümanların mezarına dönüştürüldü…
***
Bir zamanlar İslam coğrafyasının yayıldığı topraklardan bilim fışkırmakta, fışkıran bu bilimin ışığından dünyanın geriye kalan coğrafyaları da esinlenmekteydi… İslam kültürünün içinden nice değerli insan yetişti… Oysa son 500 yıldır bu İslam coğrafyasından “bilim” ve “bilim adamı” adına bir şey üretilemiyor… Neden?..
İslam dünyası, kendi kendine yaptığı ihanetlerin, yetişen yurtsever ve devrimci önderleri hazmedemeyip dış kışkırtmalarla onları teker teker harcamanın ağır bedellerini ödemektedir…
***
Bugünün emperyalizmini temsil eden Hıristiyanlar, ortak çıkarlar için Haçlılık ruhunda birleşinceye dek nice kanlı ve uzun süreli mezhep savaşları yaşamışlardı… Bunlar içinde “Yüzyıl Savaşları” denilenler de var… Tarihe baktığımızda, Ortaçağ baştan başa bu kanlı savaşların, din uğruna Avrupa insanlarının birbirlerini hunharca boğazlamalarının acı tarihidir…
Ve o Haçlı emperyalizm bugün ne yapıyor?.. Kendi utanç tarihinden aldığı ilhamla mezhep savaşları ortamında Müslümanları geniş bir coğrafyada birbirine kırdırıyor… Yine kendi çıkarları uğruna…
Ah siz ey Müslümanlar!… Akıllanmadıkça ve Haçlı emperyalizmine karşı örgütlü ve akılcı dayanışmaya girişmedikçe, ya kendi vatanlarınızda, ya da göç fırtınaları içinde bu hunhar senaryonun kitlesel kurbanları olmaktan kurtulamayacaksınız…
***
Tabii ki, Anavatanımız ve güvence kaynağımız Türkiye de, o İslam coğrafyasının içindedir ve Hıristiyan patentli emperyalist saldırılardan nasibini almaktadır…
Türkiye’nin sıkça maruz kaldığı dışlamalar ve finansal saldırılar, emperyalizmin yeni nesil hırpalama yöntemi olarak tarihteki yerini almaktadır… Yine emperyalizmin organizasyonu olan o bölücü terörün başını tam da ezmek üzere olan Türkiye, önüne çıkarılan emperyal sorunlarla savaşmak zorunda bırakılmaktadır… Sıcak terörün yanı sıra, Türkiye’ye finansal ve siyasal terör de uygulanmaktadır…
Yeniden iş başında olan ABD Başkanı Donald Trump’ın, eğer Türkiye siyaset ve isteklerine olumlu yanıt vermezse Rahip Brunson olayında uyguladığı finansal taktikle karşı karşıya kalacağına dair tehditkâr konuşması internette dolaşmaktadır…
Türkiye’nin bölgesel gücünü artırmakta olması, ABD ve Siyonist emperyalizmine karşı kişilikli bir duruş sergilemesi, dış politikasını kendi kaynaklarının gücüne dayanarak düzenlemesi, kendi kendine yeterli konuma gelme sürecinde özellikle savunma sanayini sağlam temeller üzerinde oluşturmaya başlaması, emperyalleri oldukça rahatsız eden gelişmelerdir…
Bin yılı aşkın devlet yönetme deneyimleri ve Türk milletinin dış saldırılar karşısında dayanışarak tek yumruğa dönüşebilmesi, Türkiye’nin dış emperyalist saldırılarda atak stratejiler geliştirebilmesindeki değerlerdir…
***
Organize işlerin ürünü olarak hepimize yaşatılan acılara karşın, bu acıların bilinçli seferberlikle yok edilebileceğine ilişkin inancımızı hiçbir zaman yitirmemeliyiz…
En güzel bayramlarımızı düşmanca saldırıların her türlüsünü def ederek, kalıcı huzura kavuşacağımız günlerde kutlayacağız…
En güzel bayramların yakın olduğuna inanalım…
Ve İslam olarak hepimizin azgın dalgalarla boğuşmakta olan aynı kader gemisinin içinde olduğumuzu da hiç unutmayalım…
*
ARTIK TRAFİK MÜCADELEMİZİN ÖZDEMİR UZUNER’İ YOK: Toplumca yas tutmamızı gerektiren acı kayıplarımızdan biri daha… Herhalde ilerleyen yaşı ve hastalıkları yüzünden olsa gerek kaç zamandır karşılaşamadığımız ve sesini duyamadığımız, sempatik ve güleç yüzünü göremediğimiz emekli polis müdürümüz Özdemir Uzuner’in vefatıyla sarsıldık tam da Arife Günü…
Polis teşkilatında özveri ve bilinçle hizmette bulunduğu yıllarda bilhassa ülkenin bugünlerde artık ölümcül bir kaosa dönüşmüş olan trafiğinin güvenlik içinde düzenlenebilmesi için büyük emekler harcamış bir kanun adamı idi o…
Yaşamının misyonu olarak adandığı bu hizmetini emeklilik günlerinde de hiç yorulmadan, usanıp bıkmadan sürdüren Uzuner, gönüllü bir eğitmen konumundaydı… Devamlı radyo ve televizyon programlarına ve panellere, açık oturumlara, eğitimlere katılır, edindiği derin bilgi, bilinç ve tecrübe ile trafik güvenliği konusunda etkin aydınlatmalarda bulunurdu… Ta İngiliz sömürge yönetimi ve Türk – Rum ortaklık cumhuriyeti döneminden kaynaklanan bilgi, tecrübe ve anılarıyla rayından feci şekilde çıkmış olan trafiğe doğru ve sağlıklı yön vermeye çalışırdı.. Trafikle ilgilerini gördüğü gazetecileri ve köşe yazarlarını da sık sık telefonla arar, engin bilgisi ve tecrübesiyle onları donatmayı vatandaşlık görevi bilirdi…
Gittikçe büyüyen ve artık onu aşan feci kaosla başa çıkıp özlediği ve hedeflediği trafik düzenini sağlayamadığı için Özdemir Uzuner abimizin gözlerinin açık gittiğine eminim… Ama her şeye karşın o mesleki ve yurttaşlık görevini hakkıyla yapmıştır… Ruhu şad, mekânı cennet olsun…





Yorumlar kapalı.