DÜNYA NEREYE, BİZ NEREYE: Dünya üçüncü dünya savaşının olasılığını belirleyen olguların içinde sarsılıp dururken, biz buralarda sanki dünya dışı bir toplummuşuz gibi bir izlenim veriyoruz… Gülünç ve yapay gündemlerin sarmalında yuvarlanıp gidiyoruz Kıbrıs Türkü olarak… Suriye gelişmeleri, saldırgan ve yayılmacı İsrail’i adeta Türkiye ile sınır komşusu yaptı…
Türkiye’nin etkin varlığı bulunduğu Suriye, ikide bir Siyonist bombardımanına maruz kalıyor…
AB’nin güçlü ülkesi Almanya Rusya ile savaşma hazırlığında… Savunma bütçesini artırmakta, daha bir silahlanmakta ve mecburi askerliği yeniden yasallaştırmaya çalışmakta…
Rusya’nın asri çarı Putin, saldırıya uğranması halinde nükleer silahlarını kullanacağını net ifadelerle duyuruyor…
ABD, Orta Doğu’daki Siyonist İsrail yayılmacılığının önündeki engel olarak gördüğü İran’a nükleer silahlanma projelerini derhal durdurması için ihtar üstüne ihtar yaparken, İran’a nükleer darbesini eninde sonunda indireceğini de yineleyip duruyor…
ABD – Çin ticaret savaşının da her an sıcak bir çatışmaya dönüşme olasılığı giderek güç kazanıyor…
Kronik sorun Keşmir vesilesiyle, nükleer güç sahibi Pakistan’la Hindistan yeni çatışmaların içinde…
Ha, Güney Kıbrıs Rum Rejimi ise Kıbrıs’ta Türklerle eşit barışçı bir yaşamı asla paylaşmayacağının kanıtlarını arka arkaya sıralayıp bir de silahlanma paranoyasını büyütüyor… Su konusunda bile güven yaratıcı eğilimlere girmeyeceğini denizden su arıtma tesisleri kurarak yüzümüze haykırıyor…
Biz ise ayrıştırıcı devinimlerin orta yerinde kendi fasit dairemizin içinde, yengeç sepetindeki iç kavgalarımızı sürdürüp duralım… Bakalım nereye kadar…
Ey aklıselim, neredesin! Tez elden bize de uğra!
*
MİKRO MİLLİYETÇİLİK PROJESİ: İçimizde olup bitenlere keyifle bakan Rum Lider Nikos Hristodulidis “İşgal’ duvarını yıkma hedefli stratejimiz meyve vermeye başladı” diyerek ellerini keyifle ovuşturuyor…
Adam nasıl keyiflenmesin ki?.. “İşgal Duvarı” dediği kuramının önüne bıraktıkları o Truva Atı, misyonunu yapma noktasında… Güney Kıbrıs mikro milliyetçiliğinin başlarına neler getirdiğinin 1974 yazındaki tecrübeleriyle de biliyor ve konuşuyor adam… Türklere de benzeri bir mikro milliyetçilik felaketi yaşatma projelerini teker teker sahneye sürüyor… “Ya tutarsa” misali!..
EOKA ve ENOSİS ideallerini aynen koruyan ve kurumsallaştıran Rum istihbarat örgütünün en önemli soğuk savaş taktiği olan “mikro milliyetçilik projesi”, Kıbrıs Türk halkı içinde dal budak salmakta ve her gün yeni bir tezahürünü göstermekte…
Gelgelelim, derinden gelen organize bir dalga gibi sarmalını etkinleştirmekte olan bu hain yok etme projesinin bilincine varanlarımız ve mücadeleye soyunanlarımız o kadar az ki…
Milli toplumsal varlığına karşı uygulanan sıcak savaşları yıllar boyunca yiğitliği, cesareti ve özverisiyle aşmasını bilen özgürlüğüne ve bağımsızlığına kararlılıkla bağlı Kıbrıs Türkü’nün soğuk savaş bağlamındaki zafiyetini keşfeden karşı taraf, elbette ki meyvelerini toplamaya başladığının sevincini de yaşayacaktır… Tüm çabalar ve uğraşlar ekilen tohumların hasadını alabilmeye dair…
*
BALTAYI TAŞA VURMAK: Bu ülkenin eğitimini yöneten kim? Bakanlık mı, yoksa sendikalar mı? Öğretmenler Sendikası’nın, üyesi olan öğretmenlere Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir çağrısına uymama talimatını yazılı olarak vermesi, getirdiği olumsuz tepkilerle geçen haftaya izdüşümünü bırakan olaylardandı…
Karşı çıkılan o Bakanlık çağrısı özetle şuydu: “Öğrencilerimizi TEKNOFEST’e götürün.”
Ve o sendika buna HAYIR diyor, engel barikatı kuruyordu…
Kıbrıs Türk öğrencisinin teknolojinin ve bilimin aydınlığı ile buluşturulmasının önüne dikilen bir zihniyetin eğitimcilikle, halkçılıkla ve hatta çağdaş sendikacılıkla ne ilgisi olabilir? Aydınlık bunun neresinde?
Sapla saman birbirine karıştırılarak balta taşa vuruldu… Öyle bir ideoloji, öyle bir siyaset, öyle bir bağnazlık ki, açıklaması yapılabilecek türden değil…
Tüm çağdaş dünya kendini teknolojiye adamış ve bu bağlamda amansız bir rekabet ve yarış gözlenirken, genç beyinler olarak teknoloji ile yüzleşmenin ve ilhamından yararlanmanın zararı ne?
Bu soruya verilebilecek hiçbir demagojik yanıt, bilime ve teknolojiye karşı çıkmayı haklı gösteremez…
*
EFSANE KOMUTANLARDAN NEŞET İKİZ’İN VEDASI: Geçen haftaya acısını bulaştıran olaylardan biri de önemli bir askeri figürün kaybı idi… O kayıp, Kıbrıs Türk halkına kurtuluşu ve özgürlüğü getiren 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Türk Barış Harekâtı destanına adını altın harflerle yazdıranlardandır… Onun çok iyi eğitilmiş deniz piyadesi askerleriyle birlikte imza attığı tarihi başarı askeri literatüre geçti… Ateş yağmuru altında, Girne’deki o cehennemleşen daracık plajda, Kıbrıs’a ilk çıkan Amfibi Deniz Piyade Alayı’nın Kurucusu ve Komutanı, Emekli Deniz Kuvvetleri Kıdemli Yarbayı Neşet İkiz… Tedavi görmekte olduğu hastanede yaşama veda etti… Cenazesi, KKTC’nin de temsil edildiği askeri törenle kaldırıldı…
Neşet İkiz, çok zor koşullar altında başarılan çıkarmanın ayrıntılı öyküsünü bir sır olarak beraberinde götürmedi… Askerlik sanatına ders kitabı olacak değerdeki yaşanmışlıklarını, şehit ve gazi silah arkadaşlarını hep saygıyla yad ederek içerikli yazılarında ve görsel yayınlarda anlatmıştır…
Gerçekten yas tutmamızı gerektiren bir veda idi bu… Kahraman komutanın ruhu şad, mekânı cennet olsun… Umarım aziz anısını Kıbrıs’ta yaşatacak vefa adımları atılır…
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.