Ahmet Tolgay

Efsaneler adası Kıbrıs





Gizem ilgiyi kışkırtır… Gizemi olan her şeye insanların yaklaşımı farklı ve yoğundur… Gizemi besleyen ise, dilden dile dolaşan efsanelerdir. Kıbrıs küçük bir ada olsa da, efsaneleri çok bol bir Akdeniz beldesi…
Bu özelliğinden dolayı Kıbrıs’a “Efsaneler Adası” da diyebiliriz…
Adanın sakini Türklerle Rumların kendilerine özgü özel, dinsel ve etnik efsaneleri olduğu gibi, her iki halkın ortak efsanelerinin de var olduğu bilinen bir şey… Tabii ki bu ortak efsaneler, karma bir yaşamın paylaşıldığı eski dönemlerden kalma…
Gerek karma ve gerekse etnik efsanelere dair Kıbrıs’ta yığınla kitap ve yazı yazılmıştır… Ve halen yazılmaktadır da…
Edebiyata da konu olan bu efsaneler iç ve dış turizmin boyut kazanmasında önemli rol oynar… Efsanelerin mıknatıs misali meraklı çektiği, günümüzün modern meraklılarının ise turistler olduğu bilinen bir şey… Efsanesi olan mekânlar, büründüğü gizem nedeniyle turisti daha fazla çeker…
Bu yazımın konusu, efsaneleriyle birlikte yaşayan ve tanınan Kıbrıs mekânlarından bazı örnekler vermektir…                            Sinesinde açılmış onlarca taşocağına karşı verdiği ölüm kalım savaşıyla güncelleşen ve gözler önünde günden güne eriyen Beşparmak Dağları, belki de Kıbrıs’ın efsanesi en zengin olan yöresidir…
Bu efsanelerin bir bölümü, o dağların “beş parmak” şeklini nasıl aldığına dair…
İşte yığınla efsaneden bir tanesi:
Yüzyıllar önce, Kıbrıs’ın mitolojik çağında, Lefkoşa ile Girne arasındaki kırsalda yaşayan güzeller güzeli bir kıza âşık olmayan yokmuş… Âşıkların en kara sevdalısı iki delikanlı en sonunda kıza sahip olabilmek için aralarında ölümcül bir düelloya karar verir. Düello sonunda hayatta kalabilen, kızı alacaktır. Delikanlılardan biri çok erdemli ve her şeyi kuralına uygun yapan dürüst birisi… Öteki ise alabildiğine sinsi ve çıkarcı.
Ellerinde kılıç düello için meydana çıktıklarında, dürüst genç ötelerde duran güzel kıza bakmak için başını çevirir… Bunu fırsat bilen kötü genç, arkadan kalleşçe saldırarak onu sırtından vurur… Ağır biçimde yaralanmasına karşın rakibini bir bataklığa kadar kovalar kalleşliğe uğrayan o delikanlı… Korkudan daldığı bataklık kötü genci yutar… İyi yürekli genç de ölümcül yarasından dolayı bataklıktan kurtulamaz… Bataklık tüm bedenini yutarken, sevdiği kıza uzanan eli, bilek hizasında havada kalır. Taş kesilen bu el giderek büyür ve beş parmak görünümündeki bir dağa dönüşür…
Efsane bu ya; gençlerin uğrunda ölümü göze aldığı güzeller güzeli kız da o dağın doruklarında yaşamının sonuna dek ağıtlar yakarak dolaşır…
***
Girne Kalesi’nin arkasındaki otantik koyun adı “Kara Kız.” Peki nereden kaynaklanıyor bu ilginç ad?..
Girne Yat Limanı’nın ortasında, oranın simgesi haline gelen külahlı taş kule var ya… Bir zamanlar kralın cariyelerinin barındırıldığı yermiş orası… Birbirinden güzel cariyeler arasında, Afrika’dan da kaçırılıp getirilmiş siyah tenliler varmış… Soylu bir delikanlı bu siyahi cariyelerden birine âşık olmuş… Her gece kalenin kuytu köşelerinde gizlice buluşup sevişirlermiş…
Ne var ki, bir ukde içinde yanıp kavrulmaya başlamış siyahi kız… Deliler gibi âşık olduğu gence daha güzel görünebilmek için teninin beyazlatılmasını istiyormuş… Tanrıya bu bağlamda yakarıp dururmuş gece ve gündüz… En sonunda bu acı yakarışları dikkate alan Tanrı, gece mehtap çıktığında, Akdeniz’in köpüklü sularında yıkanırsa bembeyaz bir tene kavuşacağını ona bildirir… Kız kendini köpüklü sulara atar ve gerçekten fildişi, bembeyaz bir tene kavuşur… Simsiyah kıvırcık saçları ise sapsarı kesilir, başak demetleri misali…
Gelgelelim âşık olduğu genç bu yeni durumdan hoşlanmaz… O, sevgilisini eski siyahi güzelliğiyle sevmekte ve istemektedir… Onu öfke içinde terk eder ve odalıklardan bir başka siyahi güzelle düşüp kalkmaya başlar…
Aşkı uğruna beyazlaşma hatasını yapan kız ise bu durumu içine sindiremez… Kısa süre önce beyazlaşmak için umutla girip coşkuyla yüzdüğü sulara bu kez büyük bir umutsuzlukla ve ölümle kucaklaşmak için bırakır kendini… Onu sarmalayan köpüklü dalgalara direnmez… Ve kısa sürede devasa dalgaların arasında boğulur, kaybolup gider… Kırık kalpli Afrikalı güzel cariyenin bu aşk trajedisinden sonra, içinde yok olup gittiği koya “Kara Kız” adı verilmiş…
***
Mitolojik çağlara yaptığımız yolculukta Beşparmaklar’dan Girne’ye uzandık… Şimdi de dilerseniz kendimize bu kez yakın çağları seçip başkent Lefkoşa’ya uğrayalım… O Lefkoşa ki, temelleri tümden efsaneler üzerine atılmıştır… Ünlü Arabahmet Semti’nin camisi önünde durup buranın efsanelerine kulak verelim… Bu mekânın da efsanesi çok ya; tümüne bakabilmek ne mümkün… Sadece birisini nakledeyim… Bu ünlü camiin inşasına ilişkin…
Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethinden sonra 1580’li yıllarda genel valilik görevi Arap Ahmet Paşa’nındır… Paşa, adıyla anılacak bir cami yapma düşüncesindedir… Yerini de bulmuştur… Ne var ki, tasarladığı o camiyi yapacak kadar parası yoktur… Camiyi yapmak istediği alan, eski bir Latin kilisesinin kalıntılardır.
İnşaat için parayı nereden bulabileceğini düşünüp durmaktadır Arap Ahmet Paşa. Bir gece rüyasında, Latin kilisesi kalıntılarının altında küp dolusu altın olduğunu görür… Paşa rüyasında gördüğü yeri adamlarına kazdırır ve gerçekten o altın dolu küpe ulaşır… Bulunan altınlar inşaatın giderlerini karşıladıktan sonra, yoksul halka refah getirecek önlemlerin alınmasında da harcanır… Arap Ahmet Paşa’nın adının verildiği camiyle birlikte başkent halkı da bolluk ve mutluluk günlerine kavuşur…
***
Efsanelerin en ünlülerinden biri de Larnaka’daki Hala Sultan Türbesi’ne dair… KKTC sınırları dışında olmasına karşın Türklerin yoğun ziyaretgâhı olan bu türbedeki 3 taşın inanılmaz söylencesi nesilden nesle süregelmekte… İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’in halası Arap akınları sırasında atından düşüp ölünce, melekler mezarına gölge etmesi için Sina Dağı’ndan üç büyük taş getirmişler… Taşlar yüzyıllar boyu Ümmü Haram’ın mezarı üzerinde boşlukta öylece durmuşlar… Ta ki boşluktaki taşları gören hamile bir Müslüman kadın çocuğunu düşürünceye dek… Bu olaydan sonra, insanların ürkütülmemesi için boşluktaki taşların altına sütunlar yerleştirilmiş…
Kıbrıs’ın ciltlere sığmayan efsanelerini bir tek yazıya sığdırmak ne mümkün? Çekici gizemini işte bu ciltlere sığmayan efsanelerle oluşturmakta güzel adamız… İnsanlarının o efsaneleri yaratmadaki ve nesilden nesle ulaştırarak yaşatmadaki hayal güçleri ise, Kıbrıs’ın bir başka güzelliği ve özelliği… (“Naftalin Kokulu Kıbrıs” kitabımdan)

Efsaneler adası Kıbrıs

Yorumlar kapalı.