Değerlerini yetenekleri ve dur durak bilmeyen etkinlikleri ile kanıtlamış iki yorulmak bilmez sanatçımızdan, iki seçkin kültür insanımızdan, adresime gelen sitemler, bilgisizlik ve vefasızlığın duyarlı yüreklerimizi ne denli yaraladığının kanıtları olarak önümdedir…
Bu sitem ve yakınma satırlarını eğer burada yayınlamazsam, çok değer verdiğim bilgiye ve vefaya benim de ters düşeceğimi düşünüyorum… Sitemleriyle adresime ulaşanlardan biri Feridun Işıman, diğeri ise Ersin Tünay…
Benimle yaptıkları içten duygu paylaşımlarından dolayı onlara teşekkür ederim…
***
Önce Feridun Işıman’ın satırlarına buyurun: “Kanlı Noel’e dair yazılarınızda okudum onların öykülerini… Çocukluk günlerimde Erdoğan Rifatı’ı, siyah beyaz televizyonda çok izlediğimi anımsarım… Bunun yanı sıra, Abdülazim Aziz Topluluğu ile Kâmran Aziz Topluluğu’nu da çok izledik.
Bu gün ise ne Erdoğan Rifat’ı ve ne de o toplulukların müstesna sanatçılarını bilmeyen ve tanımayan bir nesil yarattık…
Dikkat buyurulmasını isterim: Tüm yayın kanallarımızın programları 24 saat boyunca 2 – 3 kişinin havanda su döven sohbetleri ile geçiyor. Bu yayın anlayışı ile ülkemizi ve toplumsal tarihimizi değil, ama ülkemizden olmayan her şeyi öğreniyoruz.
Lisede Türkiye tarihi, edebiyatı, coğrafyası öğrendik ezberledik, ama ülkemizi bilmiyorduk. Nasıl bir acınacak milli eğitim sistemidir bu böyle!..
İzninizle bana ve benim sanatsal serüvenime gelecek olursak…
Bilenler bilir ya, yurt içi ve dışında o kadar pek çok sanat etkinliği yapmış ve halâ yapan biriyim… BRTK’da ise müzik programlarının yanı sıra, ÇİZGİLER VE RENKLER resim sanatını anlatan 30’a yakın programı hiçbir ücret talep etmeden yapan biriyim. KKTC’yi 1987’de Antalya Aspendos’ta, 1993’te İstanbul Yedikule Zindanları Uluslararası şarkı yarışmasında temsil ettim…
Ancak üzerimize ölü toprağı serpilmiş gibiyiz gerçekten… Türkiye’den, ya da başka ülkelerden sanatçılar, hazır alınan klipler, videolar film ve tanıtımlar çoğunlukta. Ekranlarda yabancı sanatçıların hayat hikayesini seyrediyoruz boyuna… Kendi insanlarımızı ve değerlerimizi tümden unuttuk.
Venedik’ten Kıbrıs’a 3 Aralıkta döndüm… 4 Aralıkta İstanbul Sanat-Antika fuarına katıldım.
8 Aralık 2025’de tekrar geri Kıbrıs’a dönüşümde yaşadıklarıma bakar mısınız lütfen: Tablolarımın olduğu kutuda ‘yasaklı madde olabilir’ şüphesi ile sıkıca arandım.
77 yaşında, 40 yıllık bir eğitimci ve sanatçı olarak 55 sene ülkemi yabancı ülkelerde temsil etmiş birini ‘yasaklı madde kaçakçısı’ şüphesi ile yokluyorlar!..
Ve beni, bunca öğrencisi de olan yılların Feridun Işıman’ını orada hiç kimse tanımıyor…
Yazık değil mi bunca yılın emeklerine?.. Öğretmen olarak da, dışa açılmış Kıbrıslı bir Türk Sanatçı olarak da!.. Bizi yaşarken tanımayanlar Kanlı Noel’de şehit edilen ses sanatçımız Erdoğan Rifat’ı, ya da o dönemin gerçek sanatçılarını nerden bilsinler, nereden tanısınlar!.. Bugün Erdoğan Rifat’ın fotoğraflarını gördüğünde onu Polikarpos Yorgacis sanmaları ve bu sanılarını da yazmaları, ki buna sosyal medyada tanık olduk, çok normal bir durum oldu.
Kıbrıs Türkü’nün kültürü- sanatı – edebiyatı – tiyatrosu – tarihi nerede Allah aşkına?… Nerede?..”
***
Bu satırlar da Çağdaş Müzik Dermeği Başkanı Ersin Tünay’ın:
“Bir devlet öncelikle kendi sanatçısına, kültürüne, edebiyatına, tiyatrosuna ve sanatına sahip çıkmalıdır. Devlet televizyonundaki arşivlerin durumu nedir acaba?.. Sanki de ülkemizde binlerce sanatçımız varmış gibi, dünya çapında bilinen, iz bırakan değerli sanatçılarımızı bilmeden, görmeden, varlığını sürdüren Kültür Dairesi’nin durumu acaba nedir?
Yıllar önce ülkesinin sesi ve duyarlılığı olan bir sanatçılarınızın yeni nesil tarafından bilinmemesinin nedenleri ve eksiklikleri nelerdir? Bunu giderebilme adına neler yapılmalıdır?
Bu sorumluluk kimlerdedir?
Bu soruların cevaplarını bulduğumuz gün her şey kendiliğinden çözülecektir.
Kaybolan, silinmeye çalışılan kültürel zenginliklerimizi, sahip olduğumuz sanatsal değerlerimizi KAYBETTİKTEN sonra, hiç bir şeyin anlamı ve önemi kalmayacaktır. Gidişat bu yöndedir maalesef…
Yönetenlere baktığımızda ‘gelenler de gidenler de hep aynıdır’ diyebiliriz… Değişen bir şey yok… En çok da değişimden söz edildiği halde!..”
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.