Ahmet Tolgay

“Dillirga” dedikleri…





 

Bölgesel haritada bile yeri olmayan kıraç bir toprak parçasına çıkıp orada tarihte yankı yaratacak bir kahramanlık destanını yazanları ta derinden şükranla andığımız gündür bugün… Kıbrıs sorununun köşe taşlarından şanlı Erenköy Direnişi’nin 61’inci yıl dönümündeyiz… Vatan sevdası ve özgürlük uğruna sinesinde destan yazılan o topraktaki Türklerin çetin yaşam öyküsü bu destana ayrı bir ton katmaktadır…
8 Ağustos 1964’te doruğa ulaşan o unutulmaz direnişin öyküsü aslında 6 yıl önce başlamıştı… 30 Temmuz 1958’de Lefke’deki maden ocaklarından dönmekte olan Dillirgalı Türk işçiler Gemikonağı yakınlarında EOKA teröristlerinin pususuna düşerler… Açılan yaylım ateşinde hurda otobüsün içindeki Türk işçilerden biri olay yerinde ölür, diğer 7 işçi de yaralanır… Direnişin ilk şehitlerinden olan bu gariban işçinin adı Mehmet Mustafa’dır…
O pusunun kurulmasından önce madendeki Türk işçiler iş yerini terk etmeleri ve oraları Rumlara bırakmaları konusunda çeşitli tehditler almışlardı… Durumu üyesi oldukları AKEL’e bağlı PEO sendikasına yansıtmak üzere Lefkoşa’ya giden Türk işçileri de orada bir şok bekliyordu… PEO Genel Merkezi’nde ırkçı, Türk karşıtı ve şoven bir manzarayla karşılaşmışlardı…
Bu tarihi gerçeğe karşın Türklerle Rumların Lefke maden ocaklarında kardeşçe çalıştıkları ve hak arayışında birlikte grev yaptıkları yaygın bir söylence olarak her zaman gündemde tutulmak istenir kimilerince…
Pusu olayından ve Dillirga bölgesindeki tedirgin edici sistemli olaylardan sonra savunma ve direniş adına silahlanmaktan başka bir çare olmadığı düşüncesi o bölgede kendini ciddi biçimde gösterir… Usta balıkçılar olan ve denizi çok iyi tanıyan Dillirgalı gençlerin Türkiye’nin güney kıyı kentlerine giderek canları pahasına silah temini için başlattıkları ve Kıbrıs tarihine “Bereketçiler” başlığı altında geçen destansı serüven böylece başlamış olur…
*
Kıbrıs’taki toplumlararası çatışmalar 1963 Aralık ayından itibaren iyiden iyiye su yüzüne çıkarken Dillirga, Türk direnişinin silah ikmalinin merkezi durumundadır…
Ada genelinde ciddi çatışmaların tetiklendiği 1963 ortamında 13 kilometre karelik Dillirga dağlık bölgesinde balıkçılık ve hayvancılıkla iştigal eden 1060 Türk çok zor koşullar altında yaşamaktaydı… O verimsiz kurak topraklarda, adanın en yoksul insanlarıydılar…  Erenköy, Bozdağ (Aytotoro), Mansur (Mansura) ve Selçuklu (Selaintapi) adlı dört Türk köyü kalabalık nüfuslu Rum köylerinin arasındaydı… Beş kilometrelik sahil şeridi bu Türk köyleri topluluğunun en büyük avantajıydı… Ve bu avantaj, direnişte TMT’nin ve Kıbrıs Türk halkının da avantajına dönüştü…
Adayı tümden Elenleştirme mücadelesinde olan Başpiskopos Makarios Rejimi, denize geniş ve derin açılımı bulunan Erenköy’deki örgütlü direnişin stratejik önemini saptamakta gecikmeyecek ve buranın Türklerden temizlenmesi gereken ilk bölge olduğu kararına varacaktı…
*
Gelgelelim o bölgenin duyarlılığını kavrayan bir başka dinamik topluluk daha vardı o günlerde… Türkiye’de yüksek öğrenimde bulunan, İngiltere’deki bazı gençlerle de vatan ve namus savunması adına temas kuran, kendi aralarında örgütlenen ve üçte ikisi erkek olan 700 kadar aydın Türk genci… Bırakılsa kız öğrenciler de derme – çatma teknelere doluşup Dillirga’ya geleceklerdi…
Kıbrıs Türk halkının elit gençliğinin yok olacağı kaygısını taşıyan zamanın Türkiye Başbakanı İsmet İnönü erkek üniversite öğrencilerinin bile o şartlar altında Kıbrıs’a gönderilmesine karşıydı… Ama artık kararını vermiş ve vatan savunmasına kendilerini adamış olan Kıbrıslı Türk gençleri kim tutabilirdi ki! Aldıkları kısa askeri eğitimden sonra bu gençler 1964’ün başlarında Dillirga bölgesine gruplar halinde çıkarıldılar…
*
5  Ağustos 1964’te organize ve ciddi Rum saldırıları Pirgo üzerinden başlatıldığında TMT’nin ilk bayraktarı Rıza Vuruşkan’ın komutasındaki gençler ne denli orantısız bir güçle karşı karşıya bulunduklarını anladılar… Birleşmiş Milletler Barış Gücü aradan derhal çekilmiştir… Bölgeye yakın geçmişte intikal edebilmiş, TMT’nin de ilk kurucu komutanı olan Rıza Vuruşkan’ın yanı sıra, lider Rauf Denktaş’ın da aralarında olması onların en büyük moral kaynağıydı… Onlar, Türkiye’nin bu direniş dolayısıyla Kıbrıs’a müdahale yetkisini kullanacağı ve böylece bu işin mutlu sonla buluşacağı inancındaydılar…
Ne var ki, o dönemde Türkiye Kıbrıs’a askeri çıkarma ve indirme yapacak olanaklara sahip değildi… Tehdit ve şantajlarla dolu ünlü “Johnson Mektubu” da o günlerde Washington’dan Ankara’ya ulaştırılacak, bu mektuptan son derece tedirgin olan Başbakan İnönü  “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye o dünyadaki yerini alır” diyecekti…
*
Bir avuç Türk direnişçi ve sivil köylüler, hem karadan, hem de denizden dayanılmaz bir ateş altındaydılar… Öğrenci mücahitler güvenceleri altına aldıkları sivillerle birlikte diğer dört köyü boşaltıp Erenköy’e sığınırlar…  Sivillerin de bulunduğu Erenköy’e  makineli tüfekler, roketler, havanlar ve geri tepmesiz toplarla ölüm yağdırılmaktadır…
Telsizle Ankara’ya ulaştırılan mesaj şuydu: “Son mermimize ve son nefesimize dek vuruşacağız. Yardımımıza gelinemezse vatan sağ olsun…”
*
Ankara bu mesaja duyarsız kalamazdı… Çarpışmalar tüm şiddetiyle sürer ve Türk direnişçilerin çevresindeki abluka daralırken, 8 Ağustos’ta öğleden sonra iki Türk jeti bölge üzerinde uyarı ve keşif uçuşu yapar…  Rum ve Yunan saldırganlar umursamazlar… Erenköy’de sıkıştırılan Türklerin nasıl yok edileceğini izlemek üzere yüzlerce Rum hakim tepelere gelip tam da neşeli bir piknik havasında yerlerini alırlar… Gece boyunca süren çatışmalarda Türklerin mühimmatı da giderek azalmaktadır…
Dillirga’da dananın kuyruğu 9 Ağustos’ta kopar… Kuzeyden dalgalar halinde gelen 64 Türk savaş uçağı saldırganları darmadağın eder… Bu operasyon sırasında uçağı isabet alan filo komutanı Yüzbaşı Cengiz Topel paraşütle atlar… Ama dipdiri teslim aldıkları Topel’i Rumlar işkenceyle şehit ederek vereceklerdir Türk tarafına… Amansız Türk hava taarruzu karşısında silahlarını ve araçlarını bile bırakan saldırganlar 9 Ağustos günü sona ermeden bölgeden perişan halde çekilirler… 10 Ağustos 1964’te Birleşmiş Milletler’in aracılığıyla ateşkes imzalarlar…
Şanlı direnişin yıl dönümünde “Erenköy şehitleri ve gazileri” olarak tarihteki silinmez yerlerini alan kahramanlarımızı minnet, şükran ve saygıyla anıyoruz…
*
Ocak 1964’ten itibaren oluşturulan Erenköy Sancağı’nda 116 mücahit vardı. Bu sayı, 21 Şubat 1964’te 20 kişinin katılımıyla 136’ya yükseldi. 31 Mart 1964’ten itibaren bölgeye Türkiye ve İngiltere’de yüksek öğrenim gören Kıbrıslı Türk öğrenciler gelmeye başlamıştı. Mart ayının ikinci yarısında Erenköy’e gidecek olan ilk grup öğrenci, Türkiye’de kampa alınmaya başlandı. 20 gün gibi kısa sürelerle silah eğitimi, pusu, baskın ve sabotaj dersleri alan öğrenci grupları, eğitimleri tamamlandıktan sonra kara yolu ile önce Anamur’a ve oradan da gizlice Erenköy’e çıkarılıyordu. Erenköy bölgesine 31 Mart tarihinde başlayan öğrenci çıkarmaları, 3 Eylül’e kadar devam etti ve on bir grup halinde toplam, 551 öğrenci ve öğrenci olmayan kişi karaya çıktı.

“Dillirga” dedikleri…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.