Ahmet Tolgay

Aklımızla alay olmuyor ama… Yeter ARTIK…





En büyük eksiğimiz olan uzlaşma kültürünü bir türlü yakalayamıyoruz… Son günlerin aktüel gelişmeleri içinde akla gelen inatçı sorulardır: “Eylemci” sıfatına bürünenler “dokunulmazlık” da mı kazanırlar?.. “Eylemci” sıfatına bürünmüşlerin devlet malına zarar vermeleri, kurumların kapılarını kasten kırmaları, bunca asayiş sorunumuz varken yüzlerce polisi karşılarında ve çevrelerinde adeta rehin almaları, insanların özgürlüklerini orantısız uygulamalarla kısıtlamaları, düzeni korumaya çalışan polisi tartaklamaları, kent ortasında ortalığı dumana boğan ve risk yaratan ateşler yakabilmeleri, yasa dışılıklarından dolayı tutuklananların baskı ile polisten geri alınmaları, milli servet olan binlerce litrelik ithal akaryakıtı eylem araçlarında kullanmaları, “eylemci” sıfatına bürünenlerin kazandıkları ayrıcalıklar mı?..
Devlet otoritesini uygulamakla yükümlü olanlar da, bu soruların muhatabıdır aynı zamanda…
***

Hayvan üretici ve yetiştiricilerinin yanlarına eylem ve düşünce paydaşlarını da alarak bir kez daha başkent Lefkoşa’da ağır ve bol araçlı eylemlerinden birini daha gerçekleştirmelerinin önümüze koyduğu kaçınılmaz sorulardır bunlar…
Halkın gözünde “haklı” iken “haksız” duruma gelinmesini tetikleyen orantısız eğilimlere bir kez daha tanık olunuyor… Bir KKTC klasiğine dönüştürülen şiddet ve tehdit içerikli eylemlerin bu kaçıncısı?..

***
Ana muhalefetimiz de eylemcilerin yanında görünebilme popülizmine soyunurken, aklımızla alay mı etmektedir?.. Onların iktidar döneminde de tanık olunmadı mı bu tür orantısız eylemlere?.. Onların iktidar döneminde, onların tarımdan ve üretimden sorumlu bakanı bakanlığına yapılan baskın sırasında makam odasından zorla alınarak sokaktaki eylemcilerin huzuruna apar topar getirilmedi mi?.. Eylem için seferber edilen ağır araçları başkente sokmamak adına başkent girişlerinde polis barikatları kurulması onların iktidar dönemindeki otoriter ama yasal davranış olarak hafızalara kazınmadı mı?..
***

Bu arada, boyut kazanarak gittikçe büyüyen ve beraberinde huzur bozucu orantısız eylemleri de getiren et sorununun yeni düşüncelerin de oluşmasına ortam hazırladığına tanık oluyoruz… Önemli iş ve düşünce adamlarımızdan Günay Çerkez’in televizyon ekranındaki (20 Mayıs Pazartesi, KIBRIS TV, Elif Şen Çatal’ın programı) durum değerlendirmelerine dikkati çekmek istiyorum…
Günay Çerkez mealen diyordu ki… Artık global bir ekonomiye bürünen ve iklim değişikliklerinin de sarmalına giren dünyamızda üretim ekonomisi de global anlayışla ona göre dizayn edilmektedir… Her ülke kendi koşullarına uygun üretimi yapmakta ve serbest ticaret ağı içinde ürünler global ortamda adeta takas yolu ile paylaşılmaktadır… Kimi ülkede ehven ve ekonomik koşullarda et üretimi yapılırken, kimi ülkede tahıl, kimi ülkede meyve – sebze, kimi ülkede tropikal ürün, kimi ülkede petrol, kimi ülkede ilaç, kimi ülkede ise sanayi ve teknoloji üretilmektedir…        Değişen iklim ve ekonomi koşullarında eğer hayvan üretim sektörü aşılamaz olanaksızlıkları yaşamaya başlamışsa, KKTC de en başta, mahkûm olduğu turizme odaklanarak, üniversiteleri çerçevesinde bilim ve teknoloji üreterek, öte yandan et ürünlerini ise, bu işi çok ucuza başarabilen Avustralya, Yeni Zelanda ve Hollanda gibi ülkelerden hızlı bir ithalatla sağlayabilir…
***

Zaten günlük alışverişlerimizde et sağlayan başlıca ve en yakın kaynağımız Güney Kıbrıs değil mi şu anda?.. Sadece yasal yollardan değil, kaçak yollardan da Güney’den KKTC’ye tonlarca et akışı olmuyor mu?..
Bu çok önemli ve yadsınamaz olgu karşısında nerede kaldı bizim hayvan üreticiliği sektörümüz ve politikamız?.. Gerçekçilik her zaman geçerli ve önemlidir…
Gerçeklere göre davranmak ve buna göre çözümler üretmek aklın ve bekamızın gereğidir…
***
Ha, gündemdeki “et ithalatı” işine gelmeyen kimileri de “donmuş et paketlerinin içinde ne olacağı belli değildir” korkusunu salmaya çalışıyor halka… Yerel et ayağına halka satabilecekleri karkas etin ithaline ise hiç itirazları yok…
“Hijyen” imiş!.. Sanki bu halk, yerelimizde hayvanların hangi kontrolsüz şartlarda kesilip, onların etlerinin hangi hijyen dışı külüstür bir zincirde  sofrasına geldiğinden bihabermiş gibi!..
Yasa dışı hayvan kesimi yapan bir şahıs daha geçen hafta polis tarafından tutuklanmadı mı?.. Hem de kaçıncı kezdir yinelenen olay…

***
Yahu, biz halka sağlıklı ve makul fiyata et yedirecek, AB standartlarındaki o çağdaş salhaneyi bile yıllardır çalıştırıp devreye koyamadık gitti!… Ucuzluk getirecek ve “et kombinası” olarak da kullanılabilecek o salhanenin devreye girmesi kimlerin çıkarına dokunuyorsa!..
Ve baksanıza, halâ halka hijyen korkusu salmaya çalışırlar… Kriterleri tartışılamaz Avrupa’dan ithal et bağlamında… Bu da aklımızla bir başka türlü alay!..

Aklımızla alay olmuyor ama… Yeter ARTIK…

Yorumlar kapalı.