Prof. Dr. Volkan: İsrail’e yaptığının hesabı sorulacak



featured


Uluslararası üne sahip, dünya tarihinin değişimine etki eden Kıbrıslı Türk bilim insanı Prof. Dr. Vamık Volkan:

“Ukrayna Putin’in büyük Rus kimliği yaratma hayalini bozdu. Ukrayna çok önemli bir şey yaptı. Din alanında Rusya’dan koptu ve Batı’ya yaklaştı. Bu, Putin’i çok öfkelendirdi. Putin, Ukrayna’ya girmeden bir gün önce ‘New Nazileri’ işgal edeceğini söyledi. Bu söylem Putin’in bakış açısını ele veren bir söylemdi. Putin’in aile travmaları da bu söylemde etkili oldu. Ukrayna Putin’in hayallerini yıktı.

Gazze’de bugün İsrail’in başlarına bomba yağdırdığı bebek ve çocuklar, yarın İsrail’e bomba yağdırarak İsrail’i yok etme hayali ile büyüyen çocuklardır. Büyük kimlikler arasındaki kavgalar kolay kolay bitmez.”

Pınar SAVUN

Kıbrıs doğumlu olan Prof. Dr. Vamık Volkan, Lefkoşa’da başladığı hayat yolculuğunda adını tüm dünyaya duyurmayı başaran, politik psikolojinin kurucusu bir bilim insanı. 1956 yılında Ankara Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra cebinde 15 dolar ile Amerika’ya giden Vamık Volkan, bir gün uluslararası bir üne sahip olacağından habersizdi. ABD’de 45 yıl Virginia Üniversitesinde psikiyatri hocalığı yapan Vamık Volkan, 18 yıl boyunca bu üniversitenin hastanesinde başhekimlik görevini üstlendi.

Bugün 91 yaşında olan Vamık Hoca alanında birçok ilke imza atmış bir isim. Kıbrıs’ta 1963’te Rumların Kıbrıslı Türkleri ortaklık Cumhuriyeti’nden dışlaması ile başlayan çatışmalar Vamık Volkan’ın akademik kariyerini de doğrudan etkiledi. Vamık Volkan’ın ‘Kıbrıs’ta neler oluyor’ merakı onu psikanalist olarak dünya işlerine bakmaya yöneltti. Bu da psikanalist dünyasındaki yaklaşımları değiştirdi. Vamık Volkan kendini Arap-İsrail çatışmasında tarafları dinlerken ve onları yakınlaştırmaya çalışırken buldu. 1970’li yıllarda Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın hayatını değiştiren kişi olduğunu söyleyen Vamık Volkan yaşadığı hayatın kendisine sunduklarından oldukça memnun. Sigmund Freud ödülüne layık görülen Vamık Volkan’ın 60’ın üzerinde yayımlanmış, birçok dile çevrilmiş eserleri ve 500’e yakın bilimsel makalesi bulunuyor. Vamık Volkan 27 ülkeden gelen destek mektupları sayesinde 4 kez Nobel Barış ödülüne aday gösterildi. 2016 yılında Nobel’den sonra en saygın ödül olan psikanaliz alanında “Mary Sigorrni ” ödülüne layık görüldü. Kendisi ile Ozanköy’deki evinde buluştuk. Sıcak bir haziran sabahında, her yıl üç ayını geçirdiği evinin bahçesinde kahvelerimizi yudumlarken sıra dışı bir sohbet gerçekleştirdik. Tarihe yeni notlar düşecek şekilde daha önce paylaşmadığı yaşanmışlıkları bizimle paylaşan Vamık Hoca ile bu ilk görüşmemiz değildi. Daha önce de bu bahçede 4-5 kez konuştuğum Prof. Dr. Vamık Volkan ile bu kez KIBRIS gazetesi adına röportaj yapacak olmanın heyecanı ile bir araya geldim. Gelin bu değerli bilim insanı ile yaptığımız bilgilendirici ve özel söyleşiyi birlikte okuyalım.

   Pınar Savun: Neden psikiyatriyi seçtiniz?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Annemin dedesi Ömer Vamık Efendi Lefkoşa’da Osmanlı’nın son kadısıydı. Bütün ailem Lefkoşa’da Ömerge Mahallesinde kalıyordu. Annemin kardeşi doğduğunda ona da Ömer Vamık ismini vermişler. Dayım Ömer Vamık İstanbul’da ölü bulundu. Aile Ömer Vamık dayımın çok önemli ve kıskanılan biri olduğu için öldürüldüğünü düşünüyordu. Sonra ben dünyaya geldim. Çok çalışkan ve hep sınıf birincisi olan bir öğrenciydim. Annem benim hep çok başarılı olmamı isterdi. Okulumda birinci gelmeseydim annem depresyona girerdi. Benim de annemi memnun etme fantazim gelişti herhalde. Annemin diğer kardeşi de doktordu. Ben de doktor olmaya karar verdim ve üniversite için Ankara’ya gittim. İhtisasa başladığımda İngiliz tabası için bana maaş verilmedi. Bu durum beni çok utandırdı ve düşündürdü. Babam Çatozlu idi. Köyünde ilk okuyanlardan biri olan babam Atatürk devri ile birlikte sıkı bir Atatürkçü oldu. Ben böyle bir ailede büyüdüm. O dönemde şimdi de olduğu gibi ABD’de ‘braindrain’ vardı ve doktor arıyorlardı. Bunu görünce mektup yazdım ve bana Şikago’da iş verdiler. Cebimde 15 dolar ve kemanımla birlikte ABD’ye bir hastanede çalışmaya gittim. Hastanede farklı ülkelerden gelen başka doktorlar da vardı. Bir yıl orada çalıştım. O dönemde devlet hastanelerinde çalışanlara iyi para veriyorlardı. Benimle çalışan doktorlar oraya geçti ama ben devlet hastanesine geçmeyi seçmedim, 500 dolar almak yerine 75 dolar aylık maaşla Kuzey Karolayna Üniversitesinde çalışmayı seçtim. Bana, sana 100 dolar maaş verirsek iki yıl devlet hastanesinde çalışmak zorunda kalırsın diyerek bir de seçenek sundular. Kabul ettim. İki yılın sonunda üniversitede psikyatri asistanlığı yaptıktan sonra adı Cherry Hospital olan devlet hastanesinde çalışmaya başladım.

   Pınar Savun: O dönem ABD’de siyahların ırkçılığa maruz kaldığı yıllardı değil mi?

   Prof. Dr. VamıkVolkan: Evet, o zaman Cherry Hospital sadece siyah Amerikalılara hizmet veren bir hastaneydi. Siyahlarla beyazlar arasında ayrımcılığın olduğu 1960’lı yılların başından söz ediyorum. Orada ırkçılığın ne olduğunu öğrendim. O günlerde siyahlar beyazların olduğu otobüse binemiyor, birlikte oturamıyordu.1960’lı yılların başında kanun değişti ve ilk defa Kuzey Karolayna’da siyahların da beyazların okuluna gitmesinin önü açıldı. O dönemde beş siyah çocuğu seçip beyazların okuluna gönderiyorlar. İki-üç hafta sonra bu siyah çocukların tümünde şizofreni olduğunu söylüyorlar. Bu beş çocuğu benim olduğum akıl hastanesi olan devlet hastanesine yatırıyorlar. Ben bu çocukların doktoru oldum. Çocuklara bir baktım, bunlarda şizofreni yoktu, çocuklar çok iyiydi. Bütün mesele ilk defa beş siyah çocuğun bir beyaz okuluna gitmesiydi. Onların hikayesini ben yazdım. 1960’lı, 1970’li ve sonrasındaki yıllarda psikanaliz hep iç dünyaya bakardı, dış dünya ile alakası yoktu. Ailem Kıbrıs’ta olduğu ve o dönemde Kıbrıs’ta çatışmalar nedeni ile abluka altında yaşadıkları için, ailemi hep çok merak eder, ‘Acaba ne oldular, Kıbrıs’ta ne oluyor?’ diye düşünürdüm. Haberleşme olanakları çok kısıtlıydı. Bu aslında dış dünyaydı. Divanda yatarken bunları hep konuşmuşum. Bilmeden bir psikanalist olarak dünya işlerine bakmaya başladım. Dünyada ne oluyor, bilhassa Kıbrıs’ta ne oluyor diye bakıyordum. Cyprus Warand Adaptation diye bir kitap yazdım. Derken, hiç görmediğim bir insan hayatımı değiştirdi.

   Pınar Savun: Kimdi bu insan?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat. 1973’te Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat İsrail’e saldırdı ama savaşı kaybetti. 1977’de Enver Sedat uçağa bindi ve İsrail’e gitti. Bu çok önemli tarihi bir olaydı. Ben, Sedat’ın uçağında olan bir gazeteci ile konuştum. Sedat ve yanındakiler İsrail’e giderken ‘Acaba oraya vardığımızda bizi vuracaklar mı?’ diye korkarak gitmişler. Aynı şekilde İsrail’de Sedat’ı karşılamaya hazırlananlar da ‘Acaba uçağın kapısı açılınca bize ateş açarlar mı?’ diye endişeli bir bekleyiş içindeymişler. Sedat İsrail’de parlamentoya gidiyor ve orada bir konuşma yapıyor. Sedat bu konuşmasında diyor ki: “Araplarla İsrailliler arasındaki problemin yüzde 70’i psikolojiktir.”  Sedat, “Psikolojik duvar.” diyor ve ‘Bu duvara bir bakın’ diye ekliyor. Psikiyatri Cemiyetinin ‘Psikiyatri ve Dünya İşleri’ diye bir grubu var. Beni de bu gruba bir Yunanlı ile birlikte üye olarak alıyorlar. Sedat İsrail’e gidince bu grubun gidip Sedat’ın ziyaretini izlemesi isteniyor. Yunanlı ile beni bırakıp diğer üyeler gidiyorlar. 3 yıl sonra ben bu komitenin başkanı oldum. İsrail ve Mısır’dan üst düzey yetkilileri ilk kez biz bir araya getirdik ve 6 yıl bu görüşmelerin yapılmasını sağladık. Bu görüşmelerde biz fikir beyan etmezdik, sorduğumuz sorularla kendi cevaplarını bulmalarını sağlardık. Oslo’da olanlar hep bu görüşmelerin sonrasında gerçekleşmiş olaylardır.

   Pınar Savun: Bu görüşmeler hangi yıllarda oldu?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: 1978 yılından 1984 yılına kadar. İşte o zaman daha sonra inceleyeceğim şeyi öğrendim. Bütün savaşların elbette ki bir sürü gerçek nedeni vardır. Politik, ekonomik, sosyal nedenler gibi. Ama hepsinin altında yatan neden büyük grup kimliğidir. Birbirimizi bunun için öldürüyoruz. Türk Rum’u, Rum Türk’ü, Çinli başkasını büyük grup kimliği için öldürüyor.

   Pınar Savun: Bu sonuca nasıl vardınız?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Bunun bir hikayesi var. Önce Mısırlılarla İsraillileri bir araya getiriyorduk. Ben komitenin başına geçince Filistinlileri de alalım dedim. Toplantıya Filistin’den bir psikiyatrist geldi ve toplantıda İsrail’den güçlü adamlarından biri olan ve Gazze’yi idare eden birinin yanına oturdu. Biz onların konuşmalarını sağlıyorduk. Bir baktım Filistinli doktor elini cebine koyuyor. Ben psikanalistim, bunu neden yaptığını irdeledim, bunu korktuğu için yaptığının farkındaydım. Kendisine cebinde ne olduğunu sordum. Bana cebinde Filistin bayrağının renklerine boyalı küçük bir taş olduğunu gösterdi ve ona temas edince kendisini güçlü hissettiğini ifade etti. Ondan öğrendim ki Filistinliler Gazze’de sokağa çıktıkları zaman ceplerinde bu taştan taşıyorlar ve karşılarında bir İsrailli görünce o taşa dokunuyorlar ve kendi grup kimliklerinin orada olduğunu hissederek rahatlıyorlar. Bunun üzerine büyük grup kimliğini çalışmaya başladım. Ondan sonra ikinci bir lider, bir kez daha hayatımı değiştirdi.

   Pınar Savun: Bu lider kimdi ve bu kişiyle tanıştınız mı?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Mihail Gorbaçov, kendisi ile tanışıp görüştüm. Gorbaçov Sovyetleri değiştirmek istiyor ve ilk defa ABD’ye bir toplantıya 6 Sovyet psikoloğu gönderiyor. Eskiden Başkanı olduğum kurum bana pembe bir kağıt üzerinde bir not göndererek Sovyetlerden gelen bu heyeti karşılamamı istedi, ben de gittim. Heyetten birisi bana sigara almak istediğini söyledi. Birlikte sigara almak üzere dışarı çıktığımızda kendisine İsraillilerle Araplar arasında yaptığımız görüşmelerden söz ettim ve “Sovyetlerle Amerikalılar hiç konuşmuyor, onlar arasında da benzer bir buluşma yapabilir miyiz?” diye sordum. Bana ‘bir dakika’ diyerek söylediklerimi diğer heyet üyelerine aktardı. Bir ay sonra Sovyet Duma’sından bize gelin bu işe bakalım diye bir mesaj geldi. Bunun üzerine Moskova’ya gittik. Orada kırmızı halılarla karşılandık. Böylece Ruslar ile periyodik olarak buluşup, konuşmaya başladık. Sovyetler çökmeden 6 ay önce beni yine Moskova’ya çağırdılar. Dediler ki, “Sovyetler Birliğini oluşturan tüm Cumhuriyetlerin katılımı ile gerçekleştirilecek toplantıya katıl ve Sovyetlerin dağılmaması için bir yardım yap.” Ben kimdim ki böyle bir şey yapacaktım! Gittim, toplantıya katıldım. Toplantının üçüncü gününde onlardan biri bana, “Mr. Dr. Volkan biz ne yaparsak yapalım Sovyetler çökecek.” dedi ve öyle de oldu. Çöküş ile birlikte Estonya, Litvanya ve Latviya ne yapacağını bilmiyordu. Bu arada hastanesinin şefi olduğum üniversitede ‘Mindand Human Interaction’ diye içinde tarihçilerin, psikanalistlerin, psikologların ve çevirmenlerin de olduğu bir kurum kurdum. Bu kurumla Ruslarla birlikte Litvanya, Estonya, Latvia ve Gürcistan’da çalıştık. Daha sonra Yugoslavya’ya, Arnavutluk’a, onlardan sonra da Kuveyte gittik. Bu arada Washington’da bir konferans veriyordum. Bu konferansta eski Amerikan Başkanlarından Jimmy Carter’in Atlanta’da açtığı Carter Center’te kurulan ‘Conflict Center’in başındakiler beni dinlediler. Beni Atlanta’ya davet ettiler. Orada Jimmy Carter ile tanıştım ve beni o grubun içine aldılar. Burada Sovyetler çöktükten sonra ayrılan Cumhuriyetlerde kan dökülmemesi için 7 yıl çalıştık.

   Pınar Savun: Kıbrıs sorunu olmasaydı siz bu alanda bu kadar uzmanlaşmayacaktınız ve psikanalistler içe dönük çalışmaya devam edecekti. Politik psikoloji sizinle birlikte doğdu desek doğru olur mu?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Kıbrıs sorunu beni bu yöne doğru yönlendirdi. Politik psikoloji doğdu. Üniversitelerde açılan politik psikoloji bölümlerinin hiçbiri bizim yazıp, öğrettiklerimizi vermiyor. Çok yüzeysel kalıyorlar. Bunun için artık onların davetlerine gitmiyorum.

   Pınar Savun: Tarihte farklı milletlerden bir sürü diktatör yaşadı ve milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu ve olmaya devam ediyor. Bu diktatörlerin kişilik özellikleri nelerdir? Özellikleri benzerlik gösteriyor mu?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Tabii ki, diktatörlerin gelişen koşullara göre verdikleri kararlarda kendi şahsi psikolojileri çok önemli olur. Bütün başkanların kendi hikayeleri var. Bazıları hikayelerinden dolayı iyi olabilirken, bazıları kötü olabiliyor.

   Pınar Savun: Putin’i psikoanalizini yapacak olursanız ne söylersiniz?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Putin’in de kendi hikayesi var. Leningrad 1940-1946 yılları arasında Naziler tarafında kuşatıldığı için büyük bir açlıkla yüzleşti. O dönemde milyonlar açlıktan dolayı hayatını kaybetti. Bunları toplu mezarlara gömdüler. Putin’in babası Nazi şarapneli ile bacağından yaralanmış hastanede tedavi gören bir adamdı. Hastaneden çıkıp mahallesine gittiğinde yerlerde Nazilerin öldürdüğü insanlar yatıyor ve bunları toplu bir şekilde gömmek için kamyonlara koyuyorlardı. Bu arada bir bakıyor kendi karısı da orada ve hala nefes alabiliyor. Karısını oradan alıyor. Bu arada Putin’in iki kardeşi var. Bunlardan biri hastalıktan ölürken, diğerini Naziler alıp daha sonra toplu mezara gömüyor. Putin’in ailesi açlığın hakim olduğu, Nazilerin çizmeleri altında ezilen Leningrad’da yaşadı. 9 yıl sonra 1952’de Putin doğuyor ve ailenin yaşadığı dramı dinleyerek büyüyor. Putin acayip, öfkeli, şiddet eğilimli bir çocukluk geçiriyor. Putin Cumhurbaşkanı olur olmaz ölü kardeşinin gömüldüğü yeri bulmak için bir merkez kuruluyor, milyonlar harcanarak ölü kardeşin gömüldüğü yer bulunuyor. Putin ile beraber Rusya’da her şey değişiyor. Rusya 1940’lı yıllara geri gidiyor. Askeri üniformalar, şarkılar, oyunlar 1940’a dönüyor. Okullarda en çok okutulan şey 1940 yılında Leningrad’da ne olduğu. Okullarda oynanan oyunlarda da konu bunlar oluyor. ‘Entitlementideology’ öne çıkarılıyor. ‘Rusya Bir Numara’ sloganı kullanılıyor. Büyük Rusya düşüncesi pompalanıyor. Bu arada Ukrayna çok önemli bir şey yaptı. Ukrayna bu büyük Rus kimliğini bozdu. Din alanında Rusya’dan koparken Batı’ya yöneldi. Bu da Putin’i çok öfkelendirdi. Putin’in annesi komünist oldukları halde çok dinci birisiydi. Putin Ukrayna’ya girmeden bir gün önce ‘New Nazileri’ işgal edeceğini söyledi. Bu, Putin’in bakış açısını ele veren bir söylemdi.

   Pınar Savun: Bugün İsrail ile Filistin arasında yaşanan sorunun kökenine bakacak olursanız orada da liderlerin rolü var mı?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Netanyahu’nun hayatını incelemedim. Bir keresinde Yaser Arafat beni Tunus’a davet etmişti, benim içi özel bir yemek vermişti, kendisiyle orada buluştuk. Tunus’ta bir yetimhane açılmıştı. Annelerinin-babalarının kim olduğu bilinmeyen, annelerini babalarını kaybetmiş çocukların kaldığı bir yetimhane. Arafat ile oraya da gittik. İsimleri Arafat olan beş çocukla konuştum, 8 gün boyunca onlarla çalıştım. Hepsi pilot olmak istiyorlardı, gidip İsrail’i bombalayacaklardı. Şimdi Gazze’deki çocukları düşünün, onlar da aynı şeyi düşünüyorlar. Büyüdükleri zaman onlar da gidip İsrail’i bombalamak istiyorlar.

  Pınar Savun: Yas sürecini soracağım size. Yas süreci doğal ve gerekli bir süreç midir?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Herkesin kendine göre bir yas süreci vardır. Her kaybı arıyorsun, bulamıyorsun, içindeki öfke çıktığı zaman kaybı anlıyorsun. Önce arıyorsun, arıyorsun, biliyorsun ki birisi öldü ama yine de arıyorsun, öfken çıktığı zaman kaybı anlıyorsun, ondan sonra da kayıp ile kendi içinde bir ilişki kuruyorsun, kafanın içindeki hayalet sonra yavaş yavaş çıkar gider.

   Pınar Savun: Çocuklarda yas nasıldır?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Çocuğun yaşına bağlıdır. Çok küçük çocuklar hayal kuramaz. Onun yas tutması başka türlüdür. Yas, kaybolanın hayaleti ile olan ilişkidir. Yaş ilerledikçe daha çok farkında olunur.

   Pınar Savun: Travmalar nesilden nesile genetik olarak aktarılır mı?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Tabii ki aktarılır ama verilen tepkiler kişiden kişiye değişir.

   Pınar Savun: Biyoloji ile psikolojinin bağını nasıl değerlendirirsiniz?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Beyin algıları ile algılanan şey arasında bir bağ tabii ki vardır. Ama herkesin farklı bir hayat hikayesi vardır, bunlar beyin hikayesi değildir.

  Pınar Savun: İnsan kendi ölümüne kendini hazırlayabilir mi?

   Prof. Dr. Vamık Volkan: Yakın bir geçmişte Amerika’daki evimin bahçesinde oturup, ormana doğru bakarken ilk kez ağaçların ve doğanın ihtişamında kayboldum ve şöyle düşündüm: Woow! ben de yakında bu doğanın bir parçası olacağım. İnsan kendini kendi ölümüne hazırlayabilir.

0
mutlu
Mutlu
5
alk_
Alkış
0
_zg_n
Üzgün
1
_a_rm_
Şaşırmış
Prof. Dr. Volkan: İsrail’e yaptığının hesabı sorulacak

Yorumlar kapalı.