Hâlâ daha süren 50 yıllık bir idealin adı: SILA 4



featured


Murat OBENLER

   Kırk yıl radyo televizyonculuk mesleğinde çalışan ama popüler kültür rüzgarının da etkisiyle toplumda müzisyen olarak bilinen Erdinç Gündüz ile eylül ayında CSO ile gerçekleşen Sıla 4 konseri sonrasında buluşarak Erdinç Gündüz’ün ülke müzik tarihine adlarını altın harflerle yazdıran Sıla 4’le paralel müzik yaşamını konuştuk.

“Keman dersiyle başladım hatta sınavları geçip keman hocası oldum”

Erdinç Gündüz ilk ne zaman müzikle tanıştı ve müzik yapmaya nasıl karar verdi?

   Müzik yaşamım aile evinde başladı. Babam Münür Nurettin Selçuk hayranı bir öğretmendi ve çok güzel ud çalar, şarkı söylerdi. Annem de ona eşlik ederdi ve ben de onları hayran hayran izlerdim. Yine ablam Viktoria Kız Lisesi öğrencisiyken babam ona Jale Derviş hanımdan piyano dersleri aldırmaya başlamıştı. 5-6 yaşlarımda kulağımda bu müzikleri duyarak bir çocukuk geçirdim ve 7 yaşında babam bana o zaman yaşadığımız Ayluga mahallesindeki Özdemir beyden keman dersi aldırmaya başladı. Benim ilk tercihim piyano idi ama o çok pahalı idi. Aslında çocuklukta bir kemancı olarak yetiştim. Babamın 1 yıllık Baf görevi dönüşü ise memleketin en ünlü kemancılarından Vahan Bedelyan’dan dersler almaya başladım. Sınavlara girdim ve 8 sınav (sınavları çift çift atlayarak verdim) ile + 1 sınavı daha geçerek keman hocası oldum. Aslında ben bir keman hocasıyım ama keman çalamam. Siz kemanı bırakırsanız o da sizi bırakır.

“Eniştemin borcuna karşılık aldığı gitarı bana hediye etmesiyle hayatım değişti”

İlk enstrüman tercihiniz piyanodon sonra babanızın seçimi olan keman da hayatınızdan çıktı yani?

   Evet öyle oldu ama 1963’ün yazında hayatımı değiştiren bir gelişme oldu. Bir İngilizin enişteme olan borcu karşılığında verdiği gitarı bana hediye etmesi ile hayatımın dönüm noktalarından biri yaşanmış oldu. Kemanda edindiğim teori ile bugünlere kadar gelen gitar enstrümanı ile müziğimi yaptım.

Bayrak Kuartet’le başlayıp Sıla 4’e evrilen ve bugünlere kadar gelen efsanevi serüveniniz ilk nasıl başladı?

   1963’te Köşklüçiftlik’te oturduğumuz mahalledeki arka komşumuz ise Rauf Denktaş ve dolayısıyla Raif Denktaş idi. Benden birkaç yaş büyük olan Raif de müziği seviyordu ve babası ona İtalyan bir hocadan gitar dersleri aldırtmaya başlamıştı. Ben de Raif’in evdeki haftada bir olan derslere gider yanlarına oturur ve birşeyler kapmaya çalışırdım. İkimiz karşılıklı çalıp söylemeye başladık. Tam ne güzel gidiyorduk ki Denktaş ailesi Ankara’ya sürgün gittiler. 1963 olayları hafifleyince Bandabuliya’nın oradaki manga karargahında arada bir toplanarak birşeyler çalıp söyleyen Ferahzat Gürsoy ve Yılmaz Kalfaoğlu’nun bir gitarcı ve bir bas gitarcı araması sonucunda Süleyman İbrahim ve ben tavsiye sonucu onlarla tanıştım ve birlikte müzik yapmaya başladık. Tam bu sırada malzemesizlikten adeta grak grak eden Bayrak Radyosu’ndan bizlere bir program yapma teklifi geldi. Batı Müziği Bölümü Şefi Dinçer İsmail Aktuğ’un girişimiyle 1964’ten itibaren biz haftada bir Bayrak Radyosu’na program vermeye başladık. 5-10 batı müziği parçası kaydettik ve tam ilk program öncesinde Dinçer abinin teklifiyle adımız Bayrak Kuartet oldu. Her cuma yayınlanan “Bayrak Kuartet Sizlerle” programı müthiş beğeni topluyordu. Ünümüz gittikçe yayıldı ve bir gün Mücahitler Gazinosu’nda çalmamız konusunda emir geldi. İlk defa canlı insan önünde çalmaya başladık ve önce haftada 2 ve sonra haftada 1 orada çaldık. Batı müziği ve Türkiye’den duyduğumuz bazı şarkıları da yapıyorduk. Mesela Dario Moreno’nun “Deniz ve Mehtap”ını kıbrıs halkı bizden öğrendi.

“Emirle çaldık ama koşulların zorluğundan Sancaktarlığa rest çektik”

O dönemlerde toplumun moral motivasyonu için Mücahitler Gazinosu bir terapi yeri gibiydi. Hem mücahitlik hem müzisyenlik yaptığınız o dönemlere biraz daha yakından bakabilir miyiz?

   Gerçekten Kıbrıs Türk Halkı için açık hava hapishanesi gibi olan Lefkoşa’da Mücahitler Gazinosu tek nefes aldığı yerdi. Müzik yapılan gecelerde tıklım tıklım doluyordu. Mücahit olduğumuz için gece 24.00’e kadar müzik yap, oradan nöbete gitmek çok zor geliyordu ve biz müzisyen-mücahitler olarak Sancaktarlık’a müzik yapmamak için resti çektik. Bizi tutuklamak için emir çıktı. İçeri girmemiştik. Böylece oradaki müzik maceramız sonlanmış oldu. Biz rest çektik, onlar da resti gördü. Sonrasında Bayrak Radyosu’ndaki programlar da durdu ama biz 22. Bölük’te (Lokmacı-Selimiye arasındaki bölük) müzik çalışmalarına devam ettik. 22. Bölüğün mücahitlere (eşli) hizmet veren Yeşil Gazino’sunda biz yine çalmaya başladık. Orada da çok güzel anılarımız var. 4 yıl 9 ay 27 günlük mücahitlik yaşamımın son 1,5 yılını lisanımdan dolayı bölük karargahında geçirdim.

“En büyük ustalığımız/şansımız toplumun beklentilerini en doğru zamanda vermemizdi”

Grubun klasik dörtlüsüne (Raif, Erdinç, Aydın ve Ferazat) dönüşmesi nasıl oldu?

   1968’de Süleyman ve Yılmaz yüksek tahsil için gruptan ayrıldılar. Yılmaz’ın yerine Aydın Kalfaoğlu alındı. Raif de ailesiyle Ankara’dan yeni gelmişti. Raif Ankara’da müziği bırakmamıştı ve Ankara Koleji’nin orkestrasında bas gitar çalıyordu. Raif’e ben gel dedim ve 22. Bölüğe mücahit olarak katıldı ve doğal olarak gruba da dahil oldu. Çok farklı ve ilginç bir mücahitlik yaşadık.
1968’in sonlarına doğru Türkiye’de Anadolu Rock dediğimiz akım alevlendi. Birçok önemli isim vardı ama bizi en çok etkileyen/ışık tutan Modern Folk Üçlüsü olmuştu çünkü biz ispanyol gitarlarla da kendi aramızda çalıp söylüyorduk. Uzun müzik gecelerimizden birinde bir arkadaşımızın önerisi üzerine biz de Kıbrıstaki Kıbrısım, Dolama Dolamayı Kıbrıs Gelini ve Çıgdım Beşbarmak Dağına parçalarını çalışmaya başladık. İlk olarak Bayrak Radyosu’na girerek teknisyen Gürel Safa ile sırasıyla Kıbrısım ve Dolama’yı kaydettik.
1969’da terhis olduk ve 1970’in sonunda Aydın, Raif ve ben Ankara’da tahsile gidip (gitarlarımızla) aynı eve yerleştik. Kıbrıstayken türkü bulabilmek için biz çıkıp Baf’tan Karpaz’a her yeri dolaştık. Sadece nağmeler ve bol bol maniler bulduk. Manilere türkü formunda müzikler yapma fikrini ürettik. Ürettiğimiz 40’a yakın parçanın % 90’ını Ankara’daki evde ürettik.


   1971’de biz ülkede yokken Bayrak Radyosu’nda çalışan Ferazat bize sürpriz yaparak Hüseyin Kanatlı ile birlikte konuşarak stüdyoda kaydettiğimiz Kıbrısım’ı Plak Yarışı’na aday gösterirler ve okuyucu mektupları ile birlikte 2 haftada 1 numaraya çıkar. Bize haber gelince biz de Kıbrıs’a gelerek ilk 45’lik plağımızı (ön yüzü Kıbrısım, arka yüzü Dolama) bastık. Çok hızlıca plak tükendi. Sonra Dolama da 1 numara oldu. Bu aslında K/T toplumunun birdenbire nelerin özlemini çektiğinin bir yansımasıydı. Bizim en büyük ustalığımız/şansımız toplumun beklentilerini en doğru zamanda vermemizdi. Sıla 4 ismini de ilk kez o plakta kullandık (Ankara’da Teyfik Ünver adlı bir arkadaşımızın önerisiyle).
Grafson (Kent) Plak Şirketi’nden gelen teklifle yılda 4 plaklık bir anlaşma imzalandı. İlk plağımızı alıp orada basıyorlar ve sonrasında İstanbul’da 4 şarkı daha kaydettik. Sürekli Ankara-İstanbul-Kıbrıs arasında gidip geliyoruz. 3 tane 45’lik plak Grafson Kent etiketiyle satışa çıkıyor. Türkiye gazetelerine röportajlar veriyoruz. 1973’te daha ünlü bir şirketin teklifiyle karşılaştık ve Diskotür ile 4 plaklık bir anlaşma yaptık. Şirket sahibi Antuan Şoris bizden daha önce yapmadığımız elektronik gitarla Ararım Seni ve Gariban şarkılarına yapmamızı istedi ve İstanbul Gelişim Orkestrası’nın aletleriyle o kaydı yaptık. O plak da Türkiye’de çok büyük ilgi görüyor. Gariban o dönemin Türk Rock Müziği’nin öncülerinden biri olarak kabul edilir. TRT’de Bayram Özel Programı’na katıldık.

O zamanlardan unutulmaz bir anı istesek…
   Ankara Esenboğa’da Kıbrıs gece uçağı buzlanmadan dolayı rötar yapınca salonda grup üyelerinden birimiz gitarı çıkarıp çalmaya başlıyor ve havaalanı bekleme salonu bir konser salonuna dönüyor. İnanılmaz bir konser verdik. Herkes için unutulmaz bir anı oldu. 

“Tam LP teklifi aldık ki 74 savaşı çıkınca her şey tersyüz oldu”

Sıla 4’ün zirvede olduğu yıllar bir başkaymış gerçekten…

   Tam zirveye doğru çıkmakta iken A. Şoris bize 74 sonunda LP yapma teklifiyle geldi. Bir organizatör bizi İstanbul ve İzmir konserlerine hazırlıyordu. Bu bizde çok büyük bir mutluluk yaratırken 74 savaşının çıkmasıyla her şey tersyüz oluyor. 74 savaşının çıkmasıyla Kent Plak, Kıbrıs ve Kıbrıs Gelini’nden oluşan bir plağı daha piyasaya sürdü.
   1974’te okuldur, geri dönüştür, evlilikler, çocuktur, hayat kavgasıdır hepsi birleşiyor ve Sıla 4 müzik yaşamına ara vermek zorunda kalıyor. Raif ile benim ikili çalışmalarımız (beste üretimi) devam ediyordu. Bu arada Raif de politikaya atılıp milletvekili olmuştu. Ben Bayrak Radyosu’nda radyo-tv mesleğine devam ettim, Aydın avukat olmuştu.

Raif Denktaş’ın zamansız ölümü grubun tüm müzikal çalışmalarını durdurmuş muydu?

   Raif ile birçok projelerimiz vardı. Raif ile en son ortak şarkımız “Ata Binesim Geldi” olmuştu. Bu parçadan 6 ay sonra 1985 yılı sonunda trafik kazası geçirip aramızdan ayrıldı. Sonra 1987 yılında Raif için birkaç tane anı konseri verdik ve o konserlerden sonra devam etmeye karar verdik ancak bu atılımı 2009’da yapabildik.

2009 atılımı Sıla 4 için bir ikinci bahar mı oldu?
   Orada oğlum Arda’nın tahrik ve empozesi var. Yeniden bizi zorla stüdyoya soktu. Bu kez bir kumar oynayıp elektronik cihaz kullandık. Beğenen de oldu, eskisi gibi kalsaydı diyen de oldu. Diğer sanat dalları gibi müzik de bazı değişimleri yaşamak zorundadır. Tabii manevi olarak ise Raif yoktu. Onun yerine 3. Akustik gitar ve ses almak zorundaydım ve o da Sıla 4 olmazdı. Soundu da değiştirerek yeni bir üretim yaptık. 3 bin + 1000 adet basılan CD tamamen tükendi. Kıbrıs ölçülerinde bu bir rekordur. Diğer besteleri de değerlendirmek için 2010 CD’sini çıkardık. O da büyük ilgi gördü. 2012 albümünü yaptığımız kadro ile unutulumaz Salamis Harabeleri konserini yaptık. Ülkemizde sanırım ilk kez bu kadar geniş bir yerli müzisyen kadrosuyla bir konser verildi.
“Bir ideal için amatör ruhla müzik yaptık”

Sıla 4’ü unutulmaz yapan ve 4 kuşağa hitap edip hepsinin de gönüllerinde taht kurmasına sebep olan özellik(leri) neydi?
 

   Bir ideal için müzik yaptık ve o ideal tuttu. Kıbrıs kültüründen bir şeyler üretmek, Kıbrıs’ın özünden bir şeyler çıkarmak için elinden, dilinden, aklından, gönlünden geleni yaptı. Bu ideal para ile satın alınan bir şey değildir. Sılı 4 inanılmaz bir arkadaşlık ve kardeşlik bağı ve sevgisiyle yürümüştür. Asla para mevzusu söz konusu olmamıştır. Kararlarımızı hep ortak aldık ve neye karar verdiysek hep beraber öyle hareket ettik. Amatör bir ruhla ve ideal için müzik yaptık.
   Aradan geçen onlarca yıla rağmen bu ilginin sürmesi bizim idealimizi gerçekleştirdiğimizin göstergesidir. 2009 sonrası artık anılarla ilgili bir süreçtir (Raif’in, Aydın’ın anısına) Ben bir görevi yerine getiririm aslında.

“Günümüz müzisyenlerinin büyük çoğunluğunun bir ideali yok”

Genç müzisyenler ideallere saygı duyarak bu sizin taşıdığınız bayrağı devraldılar mı?

   Çok iyi müzisyenler, enstrümentalistler ve solistler var ama büyük birçoğunun bir ideali yok. Çoğu kopyacılıktan öteye gidemiyor. Günümüz müzisyenlerinin büyük çoğunluğunun idealleri olduğunu sanmıyorum. Beste çalışmaları var ama folklorik değerlere yönelik pek bir şey üretilmiyor. Feslikan ve Dillirga’nın de kökeniyle ilgili şüpheler var. Ben araştırmalarımda Dillirga’nın ana melodisinin Yahudi kökenli olduğunu buldum. Kıbrıs adası çok kültürlü, çok medeniyetli ve çok dilli bir yapıya sahip. Hepsi birbirinden etkilenmiştir.

“Rum gençler Kıbrıs’ta elektronik alet kullanan ilk rock gruplarından biri olduğumuzu söylediler”

Sizin hiç Kıbrıslı Rum müzisyen arkadaşlarınız var mıydı? Sıla 4, tüm Kıbrıs’ın müzik tarihinde Kıbrıslı Rum akademisyenler, müzisyenler ve K/R toplumu için ne ifade ediyor?

   Benim İngiliz Okulu’ndan sınıf/okul arkadaşlarım var. Daha sonra tanıştığım insanlar da oldu. Sıla 4’ün bazı parçaları Rum tarafında bayağı popülerdir. Radyolara çalıyor hatta bir parçamız bir radyo programının cingılıdır. Birkaç ay önce 3-4 Rum genci ile master tez çalışmaları vesilesiyle buluştuk. Araştırmalarında Kıbrıs’ın bütününüde elektronik alet kullanan ilk rock gruplarından biri olduğumuzu (Bayrak Kuartet-Sıla 4) söylediler. Öğrencilerden biri Sıla 4’ün hiçbir parçasında şövenizm olmadığını fark ettiğini söyledi. Ben de kendisine bizim şarkılarımızı Kıbrıs Türküleri, Kıbrıs Şarkıları diye adlandırdığımızı söyledim.

“İlk kara kara düşündüm, sonrasında ise rahatladım”

Ve röportajımıza vesile olan müthiş Sıla 4 ve CSO buluşmasına da değinmek isterim. Dünyada birçok ünlü grup senfonilerle sahne alıyor. Sıla 4 için bu senfonik açılım ne ifade ediyor?
 

   Teklif Cumhurbaşkanlığı’ndan geldiğinde kara kara düşünmeye başladım çünkü insanların kafasında 50 yıldır dinledikleri Sıla 4 soundu var. Senfonik olarak kabul görecek mi görmeyecek mi endişelerim bir tarafa arkadaşlarımızla böyle bir hayalimiz de olduğu için yok diyemedim. Şef Ali Hoca’ya çok teşekkür ederim. Lefkoşa AKKM konseri doldu taştı. Büyük bir kabul ve beğeni gördü. Bu son konser derken 6 Eylül Girne konserini yaptık. Rumlar da vardı konserde. Rahatladım ve huzura kavuştum. Bu köprüyü de başarıyla geçtik.

“Son görevim Sıla 4 parçalarını uluslararası kayıt altına aldırmak”

Senfonik konserler devam edecek mi?
 

   Bana göre hayır. Grup için son bir görevim var. Parçalarımızı uluslararası alanda tescil ettirmek istiyorum. Eserlerimizin Sıla 4 üretimi (söz-beste-müzik) olduğunu uluslararası kayıt altına aldırmaya çalışacağım. BRTK’dan bir resmi yazıyla Türkiye’de ilgili dernek ile bu kayıtları yapma aşaması devam ediyor.

0
mutlu
Mutlu
0
alk_
Alkış
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
Hâlâ daha süren 50 yıllık bir idealin adı: SILA 4
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.